Kurabiyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kurabiyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ocak 7

Tahinli Çıtır Üçgenler (Tahinli rulo)


Blog dünyasına uzak kalalı, ortaya çok başarılı tarifler çıkmış. Bu tahinli lezzeti, kızımın yazın yaptığımız mevlüdüne getirmişti yakın bir akrabamız. Tahini sevmiyor olmama rağmen deli olmuştum ilk yediğimde ve müthiş bir buluş gibi gelmişti. Sonra internette arayıp bulduğumda çoktan pek çok kişinin deneyip bloğuna koyduğunu gördüm. Türkiye tatili bitip evimize dönerken baklavalik yufka ve tahinimi çoktan bavuluma gizlemiştim bile. (Çin'e girişte x-ray'de farkedilirse el koyuyorlar) İlk fırsatta denedikten sonra müptelası oldum. 10 dakikada hazırlayıp bir 10 dakika da pişmesini bekliyor; sonra da misafirlerinizin bayıla bayıla yemesini keyifle izliyorsunuz.

Tarif her yerde rulo şeklinde yapılmış ama bizim İnci Hala'miz bunu muska şeklinde yapmış. Çok da iyi etmiş çünkü içindeki cevizler dökülüp saçılıp ziyan olmuyor. Her yerde var ama bu şekilde yok diye ben de bloğuma demirbaş olarak ekleyeyim. Acil misafiriniz olursa diye yapıp dondurucunuzda gönül rahatlığı ile saklayıp, çözdürmeden pişirebilirsiniz.

Malzemeler:
Baklavalik yufka (iki yaprak yufkadan 5 adet çıkıyor, ona göre hesaplayabilirsiniz)
Tahin
Ceviz kırığı
Toz şeker
Üzerine serpmek için pudra şekeri

İki yaprak yufkayı tezgahımıza üst üste koyalım.( bazı marka yufkalar kalın oluyor onlar 2 yaprak olabilir. Bazıları daha ince oluyor o zaman 3 yaprak da olur) Üzerine elimizle ya da fırça yardımı ile tahin sürelim. Tahin her yerine bulaşmalı yufkanın. Elimizle yufkanın her yerine toz şeker serpelim. En son da yine elimizle yufkanın her yerine gelişigüzel ceviz kırığı serpelim. Yufkamızı 5 uzun şerit halinde keselim. Resimdeki gibi bir uçtan üçgen yaparak katlamaya başlayalım. Üçgen yapa yapa muskamızı kapatalım. Tepsiye dizdiğimiz muskaları üzerine bir şey sürmeden fırına koyalım. Üzerleri pembeleşene dek pişirelim. (Gerekirse fırının başında 5-10 dakika bekleyin, çok çok kısa bir sürede pişiyorlar, yakmamaya dikkat)


Afiyet Olsun!

Cuma, Temmuz 24

Geleneksel Un Kurabiyesi

Hepinize merhaba! Bu kurabiyeleri iki yıl önce yayınlamıştım ama bugün un kurabiyesi pişiren kayınvalidemin, bu tarifi yaparken önceki verdiği un ölçüsünü yanlış verdiğini gördüm. Gerekli düzeltmeyi koyu renk ile belirttim. Umarım dener ve beğenirsiniz. Bu sefer kesinlikle pastanedekiler gibi üzeri helva gibi ağızda dağılan un kurabiyeleri elde edeceğinizden eminim. Un kurabiyeleri ile ilgili öğrendiğim püf noktası ise un miktarının fazlaca olması. Una fazlasıyla doymuş bir hamurdan elde edilen kurabiyenin pastanedekilerden farklı olması imkansız.

Bu arada tatilim bitmek üzere, Çin'e dönüşüme bir hafta kaldı bugünden itibaren. Oraya gittikten sonra sizlerle iletişimim korkarım kesilmiş olacak blogger'a olan kısıtlama nedeniyle. Sizlerle yeni bir adresten görüşmeye başlayacağımı sanıyorum. O zamana dek görüşmek dileğiyle...



Tereyağlı Un kurabiyeleri
Tarif kayınvalidemin, bu kurabiyeleri de bizzat kendisi yaptı. Un kurabiyesi bizde çok yapılır. İkramlarımızın vazgeçilmez tatlısıdır. Şekli her zaman "s"şeklinde yapılır. Yerken ağızda dağılan ve yemeye doyulmayan kurabiyelerin sırrı şöyle:

1 su bardağı tereyağı (Eritip suyu buharlaştıktan sonra ölçülecek. Örneğin 250 gr. tereyağından 200 gr kadar yağ kalıyor suyu buharlaştıktan sonra. Bunun için tereyağı katı haldeyken 1,5 su bardağı kadar ölçülüp öyle eritilmeli )
1 su bardağı pudra şekeri
4-5 su bardağı un*
Fırın 165 dereceye ısıtılacak.

Yapılışı:

Tereyağını bir tavada eritin, fazla suyu buharlaşana kadar 20 dakika kadar kaynatın. Bir köşede soğumaya bırakın. Tereyağına bu işlemi geceden yapıp ağzı kapalı şekilde oda ısısında sabaha kadar bırakabilirsiniz. Soğuyan tereyağını varsa tortularından arındırıp bir kaba alın, pudra şekerini ekleyin, tereyağı neredeyse beyazlayana kadar mikserin en düşük derecesinde çırpın. Daha sonra unu her seferinde birer bardak olarak ekleyerek elinizle yoğurmaya başlayın. Hamuru biraz uzunca süre yoğurmalısınız ki yağ ile iyice özleşsin. Hamuru en az 1 saat dinlenmeye bırakın. Daha sonra hamuru istediğiniz büyüklükte ve şekilde şekillendirin, yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine aralıklı olarak dizin. Isınmış fırında beyaz olarak pişirin. (Pembeleşmeden fırından almalısınız)
Afiyet Olsun!


*Not: Bu sabah un kurabiyelerini kendim denedim tekrar. Tereyağını 15-20 dakika kadar kaynatıp ılınmaya bıraktım. İyice ılınınca pudra şekerini ekleyip mikserle 2-3 dakika çırptım. Azar azar un ekleyerek yoğurdum. 3,5 su bardağı un koydum toplamda. Hamurun kıvamı artık ele yapışmaz durumda oluyor. Yalnız yoğurma işlemine yarım saat devam ettim. Sonlara doğru hamur daha çok yumuşuyor el ısısından. Daha fazla ekleseydim de sanırım dağılırdı. Sizler yaparken verdiğim un miktarını toptan hamura eklemeyin, azar azar ilave edin. Kayınvalidem bu hamuru en az bir saat yoğuruyor; geleneğinin böyle olduğunu söylüyor. Daha çok yoğurulan hamur daha çok un kaldırıyormuş. Bence benim yaptığım miktar ve şekil de yeterli. Sanırım bir daha kendim denemediğim tarifi vermeyeceğim :)

Cuma, Nisan 10

Hayalet Bezeler... Blog Ödülleri...


Bloguma ara verip de döndükten sonra en çok hiç almamış olduğum ödülleri kıskanmıştım. Kıskanmak belki acımasız bir kelime gibi gelir size ama, unutulmuş olduğumu düşünmüş, unutulmayanlara da aşırı gıpta etmiştim. Hatta blog blog dolaşmış, acaba görmediğim bir tanesini yakalar mıyım diye adımı aramıştım hep. Şimdi son iki posttur ben de ödüller alıyorum sevgili blog dostlarımdan ve çocuklar gibi şenim. Belki sizlere çok basit birşeymiş gibi gelebilir ama benim için birilerinin zihninde yer alıyor olmak, hayati kaynaklarımdan birisi. Sizlerden aldığım yorumları, mailleri, sorulan soruları sindire sindire okuyor ve cevaplıyorum. Sanal görünse de bana göre sanal olmayan bu iletişimi çok seviyorum.

Bu ödülleşme zincirinde beni de hatırlayıp zahmet vererek haber verdikleri için,
Sevgili Mutfaktaki Zaman'a, Sergül'e, Esra'ya, Seray'a, Efsun'a, Hadiye Hanım'a ve Filiz Hanım'a çok ama çok teşekkür ediyorum. Biraz oyunbozanlık yapıp isim ayırmadan, ben de ödüllerimi harika blog dostlarımın hepsine göndermek istiyorum.

Bu arada geçen yıl hiç farkına varmadığım, bu sene ise sevgili İpek Aral Kişioğlu'nun değerli yorumu sayesinde haberdar olduğum bir etkinliğe katıldım: Blog ödülleri 2009. Umarım bolca dostluğun kazanıldığı bir yarışma olur. Şimdiden heyecan sardı, kazanıp kazanmamaktan çok oylama sırasındaki heyecan şimdiden karnımı ağrıtıyor :)

Bu bezelerin konuyla alakası yok, konuyu bağlamaya çalışmayacağım. Bu fikir oğlumun doğum günü için aklıma geldiğinden beri denediğim 3 tepsi beze ve 1 kase mereng hamuru daha pişmeden çöpe gittiler. İnternetten bulduğum farklı tariflerden birini denediğimde şeker erimeyince bezeler çok pütürlü oldu, birinde hamur katılaşmadı, birinde pişerken çok yayıldı. Ayrıca birinde hayaletlerin gözleri yerlerinden fırlayıp zombi gibi görünerek ödümü patlattılar. En sonunda azmettim, çocukluğumda annem nasıl yaptıysa, onu denemeye karar verdim, zafer benim oldu. Keşke baştan maceraya girmeseymişim.

Malzemeler:
3 yumurta akı
1 su bardağı toz şeker

Gözler için damla çikolata
Sıkma poşeti
90 dereceye ısıtılmış fırın.

Yapılışı:
Yumurta aklarını dikkatlice sarılardan ayıralım, toplu iğne ucu kadar bile karışmamalı. Akları kar haline gelene kadar 7-8 dakika çırpalım. Yumurta akları katılaşıp bembeyaz olunca, bir yandan çırpmaya devam ederken, bir yandan da içine toz şekeri her seferinde 2 çorba kaşığı kadar olacak şekilde ekleyelim. Azar azar eklediğimiz toz şeker eriyinceye çırpıp biraz daha toz şeker ekleyelim. Tüm toz şeker bitene kadar çırpmaya devam edelim. Toz şeker eriyip, hamur çırpmakta zorlanırcasına katılaşınca çırpmayı durdurup, hamuru bir sıkma poşetine dolduralım. Ucunu ya 1 cm çap olacak şekilde keselim ya da en iri yuvarlak ucu takalım.



Yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye önce küçük bir daire sıkalım, sonra bir kat daha daire çizmeye devam edelim ve ortaya gelip yukarı doğru az daha sıkıp sıkmayı bırakalım. Sıkma poşetini yukarı doğru hafifçe çekelim ki sivri kısımlar oluşsun. Tüm bezeleri yaptıktan sonra damla çikolatalar ile gözleri yapalım. Damla çikolataları içe doğru bastıralım ki pişerken düşmesinler.



Önceden ısıttığımız 90 derecedeki fırında yaklaşık bir saat kadar beyaz kalacak şekilde pişirelim. Pişerken kontrol edelim, kızarmasınlar.

Afiyet Olsun!


Cumartesi, Mart 28

Cevizli Ay Kurabiyeler...



Öncelikle blogumu daha sık güncelleyeceğimi söylediğim halde yapamadığım için özürlerimi belirtmekle başlamak istiyorum söze. Geçtiğimiz hafta tekrar üniversitedeki dil kursuma başladım. Bu tam zamanlı bir kurs değil, daha çok gramer üzerine sıkıştırılmış dersler alacağım, artık Çince karakterlerle sıkı sıkıya boğuşma zamanım geldi. Bundan sonra biliyorum ki çok zorlanacağım, ama bir yandan da daha çok Çince tarifi daha hızlı çevirebilecek olmanın çoşkusu var içimde. Bunlardan birisi, Çin'in en sevilen en ünlü tatlılarından birisi olabilir mesela. Yanda resmini gördüğünüz tatlı, her pastane ve markette, her restoranda mutlaka bulabileceğiniz çok ama çok lezzetli bir tatlı, "yumurtalı tart". Ben hemen hemen her market seferimde bir tane alıp afiyetle mideme indiriyorum. Dışında milföyden bir çanak, içinde krem brüle'ye oldukça benzeyen bir krema var. Türkiye'ye döndüğümde bu tarifi çok arayacağımdan eminim, o nedenle mutlaka öğrenip arşivime almalıyım.

Burada da memleketime ait çok özlediğim şeyler var, örneğin pastane tatlı ve tuzluları. Çinliler'in pastaneciliği gelişmiş aslında, daha önce pek çok bahsetmiş olmalıyım; ama nedense tuzluların içinde mutlaka belirgin miktarda şeker bulunuyor. Mesela tost ve sandviç ekmekleri, poğaçaları mutlaka şekerli. Kurabiyelere gelince ise, mutlaka şeker seviyeleri düşük ve az miktarda tuz içeriyorlar. Yerken, az olan şeker tatmin etmezken, bir de işin içine tuz girmiyor mu çıldırıyorum. Ama iflah olmam ben, hala her gördüğüm pastaneden içeri dalıp, hoşuma giden her şeyi topluyorum denemek için. Mesela soldakiler gibi, ama yine hüsran yine hüsran. Browni'ler tatsız, kekler kuruluklarından dolayı ayva gibi boğazıma duruyorlar, sıvı almadan mideye yollamak imkansız. En arkadaki kekteki turuncu kaplamayı görüyor musunuz? Mesela o jöle gibi şeyin içinde gram şeker yoktu. Ancak görüntü, o kadar. Evde yaptığım Çin tariflerindeki şeker ve tuz oranlarını ise kendi bildiğim gibi ayarlıyorum yoksa aldıklarımdan farkları olmaz.

Memleketimdeyken canım tatlı birşeyler çektiğinde herhangi bir pastaneden alacağım üç beş kurabiye hem nefsimi köreltir, hem de gereksiz ziyanı önlerdi. Şimdi ise her tatlı-tuzlu krizimde en az bir tepsi yapmak durumunda kalıyorum. Ziyan olmasın diye yediğim her fazladan kurabiye bana şiş mide-kilo-moral bozukluğu olarak geri dönüyor. Bir de blog ziyaretlerimde görüp de ağzımın suyunu akıtan tarifleri yaptım mı işte o zaman çok bereketli geçiyor o hafta :(

Hazır yeri gelmişken denemelerim sonucu bu aralar afiyetle yediğimiz tarifler için sahiplerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum:

Mantar kurabiyeler için Efsun'a,
Ispanaklı Kiş'in tart hamuru için Aylin'e, leziz iç malzemesi için Işıl Hanım'a,
Etli iç kabak yemeği için Funda'ya,
Hayatımda yediğim en güzel coleslaw yani lahana salatası için videojug sitesine,
Mercimekli bulgur pilavı için Aybike'ye çok teşekkür ediyorum, hepsi birbirinden lezzetli oldu, bu haftayı tamamen mutfakta geçirdim neredeyse. Daha denenecekler listem çok kabarık, özellikle akşam yemeği olabilecek tarifleri daha çok saklamaya başladım yoksa hamur işi yapa yapa bir yığın hamura dönüşeceğim yakında :(

Bu kurabiyeler, yukarı soldaki "şeker fukarası" Çin keklerine inat yapıldı, kahvelerime ikişer üçer eşlik ederek tüketildi. Eğer siz de yapmak isterseniz, ceviz yerine fındık ya da badem de koyabilirsiniz.

Malzemeler (30-35 adet için)

250 gr oda ısısında yumuşamış tereyağı
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı ince çekilmiş ceviz
1 yumurta
1 çay kaşığı kabartma tozu
Aldığı kadar un (2 su bardağı un ile başlayın, hamur ele yapışmayıp toparlanana dek azar azar un ekleyip yoğurun)
1 tatlı kaşığı şekerli vanilin

Pudra şekerinin 3/4'ünü ve geri kalan tüm malzemeleri bir kaba koyup yoğuralım, yumuşak bir hamur yapalım. Yoğurduğumuz hamuru ikiye bölüp elimizle iki adet silindir şeklinde yuvarlayalım. Silindirleri 2 cm. eninde dilimleyelim, her bir dilimi elimizle yuvarlayarak ay şekli verelim. Önceden ısıtılmış 160 derece fırında 10-12 dakika kadar pembeleşmeden pişirelim. İyice soğumalarını beklediğimiz kurabiyelerimizin üzerine kalan pudra şekerini serpelim.




Afiyet Olsun!

Çarşamba, Mart 11

Fok Balığı Kurabiye...



Buraya yavaş yavaş bahar gelmeye başladı, bu da demek oluyor ki biricik oğlumun doğum günü de yaklaşıyor. Henüz anlayacak yaşta değil hala, acaba bir doğumgünü partisi hazırlasam mı hazırlamasam mı karar veremedim. Ama yine de ufak tefek denemelerle bir arşiv hazırlıyorum. Şeker hamuruyla süslenen kurabiyelerin o muhteşem görüntüsüne her ne kadar bayılsam da bu tarz üç boyutlu hayvanlar daha kolayıma geliyor. Aklımda bir kaç çeşit şey daha var, belki onları da gerçeğe dönüştürebilirsem henüz karar veremediğim partide onlara da yer vereceğim.


Bu arada Çin yemeği denelerim başladı, iki akşam önce üç çeşitlik bir yemek hazırladım bile. Ama mutfağım savaş alanına döndü :) Çinlilerin yemek hazırlama tarzları bizimkinden farklı. Öyle sabah kahvaltıdan sonra pişirilip, akşama tekrar ısıtılıp yemek üzere kenara alınmıyor. Anında pişirilip sıcak olarak servis yapılıyor. Sebzelerin yarı pişmiş olarak beklemesi onların pörsümesine ve yemeğin kararmasına sebep oluyor. Hem ondan hem de akşam saatleri olmasından dolayı resimleme yapamadım, bundan sonra öğle yemekleri için sadece haftasonları hazırlayacağım. Çin yemeklerini çok seven eşime göre yemekler çok güzeldi, bana göre biraz daha çalışmalıydım çünkü sebzeleri ister istemez yine de çok pişirmişim :)

Lafı fazla uzatmayayım, sevimli suratlara geçeyim hemen.

Malzemeler:

250 gr. oda ısısında yumuşamış tereyağı-margarin de olur
1 su bardağı pudra şekeri-120 gr.
Aldığı kadar un (yaklaşık 3-3,5 su bardağı alıyor)-1 su bardağı 135 gr.
1 tatlı kaşığı şekerli vanilin
Damla çikolata
30-40 gr. çikotala-benmari usulü eritilecek
2-3 çorba kaşığı ekstra pudra şekeri

Tereyağını mikserle beyazlayana dek çırpalım. Sonra pudra şekerini ilave edip çırpmaya devam edelim. Karışım krema gibi olunca vanilya ve azar azar un ilave ederek çırpmaya devam edelim. Mikserin zorlandığı noktada yoğurmaya elimizle devam edelim. Hamur toparlanınca içinden 1 çorba kaşığı kadar alıp hafif oval olacak çekilde yuvarlayalım. İşaret parmağımız ile arka kısmına bastıralım ve elimizle üçgen şekli verelim. Kurabiyelerimize damla çikolatadan burun ve gözler yapalım. Bunun için damla çikolataların sivri kısımlarını hamura bastıralım. Merak etmeyin damla çikolatalar erimeyecekler. Önceden 150 dereceye ısıtılmış fırınımızda kurabiyelerimizi pişirelim. Pembeleşmeden hemen önce fırınımızdan alıp dışarda soğumaya bırakalım.

Bir yumurta fırçasını pudra şekerine bulayıp gelişigüzel olarak, fok balıklarının kafalarına kara bulanmış görüntüsü vermek için sürelim. Erittiğimiz çikolatayı sıkma kağıdına ya da poşetine koyup ucunu çok ince olarak keselim. Burnun etrafına bıyıklar yapıp, gözlerin üzerine kaş yapalım. Daha sonra kurabiyelerimizin çikolatalarının donması için oda ısısında bekletelim.







Afiyet Olsun!

Pazartesi, Nisan 28

Fındık Kaplı Bisküviler...



Yeni bir tarif yayınlama arasını bu kadar açtığımda kafamı toparlamam daha da zor oluyor. Bir de elimde yeni denenmiş bir tarif yoksa iyice üzerime üşengeçlik basıyor. Aslında bu cici bisküvilerin yerinde de oğlumun ikinci yaşgünü pastası olmalıydı ama içimden onu bile yapmak gelmedi. Yok yok sanmayın ki depresyondayım; sadece burada kutlayacak kimse olmadığı için elim bir türlü gitmedi. Bir de babaannemizin gelecek olması nedeniyle, oğlumun pastasını biraz ertelemek istedim o kadar. Ama çok yakında "pingu"lu bir pasta burada yer alacak inşallah. Bilmeyenleriniz için söyleyeyim, "pingu" bir çamur animasyon kahramanı. Kendisi adından da anlaşıldığı gibi bir penguen ve en büyük özelliği oğlumun ilk anlamlı söylediği kelimelerden olması. Lafı uzatmayayım, bir aksilik çıkmazsa haftasonu oğlumun pastasını yapıp sizlerle de paylaşacağım.

Onun haricinde biraz son günlerde neler olup bitiyor biraz bahsedeyim. Mesela bu hafta başı tutan "erik" krizimden. Çok yakın bir arkadaşımın "burada(Türkiye'de) erik çıktı"demesiyle bir anda elektrik şoku verilmiş gibi oldum. Kendi kendime diyordum, burada bahar'ın bir eksikliği var diye, çocukluğumun bahar habercisi eriği görmemişim de ondanmış. Meğer kendimi buranın baharına yabancı hissetmemin ana sebebiymiş kendileri. Msn iletime "Carrefour'a erik almaya gidiyorum" iletisini düşüp, meselesi açıldıktan belki en fazla 10 dakika sonra kapıdan erik almaya gitmek üzere çıkmıştım bile.

Burada ha deyince bir yerden bir yere gitmek çok kolay aslında, bolca taksi var ve inanılmaz da ucuzlar. Azıcık da gideceğiniz yerin adını söylemeyi kıvırdıysanız tamam. Fakat gözü açıklara karşı uyanık olmalısınız. Pek çok kez başıma gelen "sırayı hiçe sayma" durumunu yine yaşadım. Yani kasada veya taksi sırasında olsun farketmez, siz el edip durdurmuş bile olsanız birisi hoop diye önünüze geçebilir. Kasada eliniz kolunuz alışveriş sepetinin ağırlığından perişan, Çince kavga kelimeleri bilmediğiniz için içiniz sinirden şişmiş bir şekilde kalakalabilirsiniz. Neyse ki bu sefer son aldığım dil derslerinin de yardımıyla önüme atlayıp taksiye oturuveren bayanı kibarca dışarı alıp, erik yoluna düşüverdim.

Genelde buradaki bakışlara alıştım diyebilirim ama bazıları gerçekten çekilmez oluyor. Bazı insanlar -ki bunlar çoğunlukla erkek- yürürken önüme geçip bana dönüp neredeyse burnuma kadar sokulup öyle bir inceliyorlar ki, dehşete kapılıyorum. Burada laf atma, taciz vs. asla olmuyor ama o merakları ve boş boş bakışları yok mu deli oluyorum. Bazen "ne var", "neden bakıyorsun" diyorum Çince, bu sefer de dörtnala uzaklaşıyorlar. O gün de bu bakışlardan pek de hoş olmayan bir haylisini aldım. Neyse sıkı bir Carrefour-erik araştırmasından eli boş döndükten sonra, Türkiye'de yaşayan Çince hocamdan aldığım iletiyi görünce neler olup bittiğini iyice kavradım. Carrefour'u protesto ettiklerini, oraya gitmememi rica ettiğini söyleyen bir iletiydi bu. Meğer o günkü bakışların ve hala süregelen dik dik bakışların sebebi buymuş. Çin-Fransa arası yaşanan bir takım gerginliklerin ve Çinliler'in her gördükleri yabancı uyruklu sakallıyı Fransız dedeleri sanmaları sonucu, kendini hafif de olsa hissettiren rahatsızlıktan şu günlerde nasibimizi alıyoruz. Yine de erik bulamamak kadar acı verici değil :)

Lafı çok uzatmışım, tarifim gölgede kalsın istemem, hemen bu leziz ve yapımı pratik Çin bisküvilerine geçiyorum.

Malzemeler:
190 gr. tereyağı ya da margarin
145 gr. pudra şekeri-1,5 su bardağından 1 parmak eksik
Bir tutam tuz
2 yumurta
75gr. süt-1 küçük çay bardağı
2 su bardağı un
50 gr. -5 çorba kaşığı süt tozu
1 su bardağı iri dövülmüş fındık

Oda ısısında yumuşamış yağı pudra şekeri ile çırpalım. Karışım krema gibi olunca yumurtaları ekleyip tekrar iyice çırpalım. Sütü ekleyip karışıma yedirelim. Son olarak un, tuz ve süttozunu ekleyip 2-3 dakika çırpalım. Hazırladığımız karışımı sıkma poşetine doldurup ucunu irice keselim ya da uçlarımızdan ağzı en geniş olanı takalım.




Yağlanmış veya yağlı kağıt serilmiş fırın tepsimize bol aralıklar bırakarak(bisküvilerimiz yayılarak incelecekler) birbirine eşit büyüklükte (2'şer tatlı kaşığı kadar) sıkalım. Bu malzemelerle 2 tepsi kadar bisküvimiz olacak.



Tepsi dolunca üzerine 1 bardak fındığın tamamını serpelim ve tepsiyi sallayarak kenarlara düşen fındıkların da bisküvilere yapışmalarını sağlayalım. Fındıkların hepsi bisküvilere yapışmayacak, bunun için tezgahımıza temiz bir mutfak bezi serelim ve tepsiyi dik bir konuma getirip fındıkların beze dökülmesini sağlayalım. Kalan fındıkları tekrar bisküvilerimizin üzerine serpelim. Bu şekilde tüm bisküviler fındığa bulanana kadar aynı işlemi yapalım. Merak etmeyin bisküvileriniz tepsiden ayrılmayacaklar. Kalan fındıkları ikinci tepsi için ayırıp ilk tepsimizi 160 dereceye önceden ısıtılmış fırına verelim. Yaklaşık 25 dakika bisküviler hafif kızarana dek pişirelim. Dışarıda iyice soğuması için bekletelim.




Afiyet Olsun!

Pazartesi, Mart 31

Davet Menüsü, Marshmellow'dan Şeker Hamuru, Elmalı Pay



Biliyorum bu hafta pek uzun bir ara verdim. Eşimin şehir dışına gitmesi gerekiyordu ve "yeter artık yalnız kaldığımız" nidalarıyla ben ve oğlum da peşine takıldık. Daha önce bahsettiğim gibi biz Çin'in yeni gelişen bir şehrinde yaşıyoruz. Gittiğimiz şehir ise Çin'in başkenti Pekin'di. Orada elime rehber kitapçığını alıp, gidilebilecek yerleri seçip (tabii 2 yaşındaki yaramaz bir çocukla) elimden geldiğince kimi zaman yürüyerek kimi zaman taksiye atlayıp gezmeye çalıştım, alışveriş yaptım. Ünlü yasak şehire gittim, ilk alandan geri döndüm o ayrı. Sağolsun oğlum uçan tekmeleri ve kanında varolan küçük Osmanlı'lığın naralarıyla beni spot ışıklarının altındaymışım gibi hissettirince, oradan uçarcasına kaçtım ama azimliyim, bir gün Çin Seddi'yle beraber özgürce de gezebilmeyi umuyorum.

Geçen haftadan beri davet menümü bekliyorsunuz biliyorum, biraz da özür anlamında bu postta bolca resim ve tarif olsun dedim. Aslında bu pek beğeni toplayan hatta evlere götürülen elmalı payları sonraki post'un başlığı yapayım demiştim ama bu da bana ceza olsun. Elimde başka hiçbir tarif de kalmadı, öğrencilik yıllarımdaki gibi ödevimi hep son güne bırakmış hissim var içimde. Belki sonraki denememi yine Çin tariflerinden biriyle yaparım. Hem "Philadelphia" krem peyniri de bulmuşum, kim tutar artık beni?

Bu pastanın kaplaması için ilk defa Ayşe'nin sitesinde rastlayıp koca bir "yaşasın!" çektiğim marshmellow'lu şeker hamurunu yapıp kullandım. Şimdi diyorum ki keşke buraya gelirken kilo kilo glikoz ve jelatin tozu stoklamasaymışım. Gerçekten hazır şeker hamurundan farksız ve mis kokulu bir hamur elde ettim. Yalnız ben beyaz renkte marsmellow bulamadığım için hamurum mecburen pembe ve türevleri oldu, o konudaki araştırmalarım sürüyor. Tarif için lütfen tıklayın.

Pastamın pandispanyasını 2 gün önceden yapıp streçle sardım. Dolapta beklettim. Kalıbım 25 cm'likti.

Malzemeler
6 yumurta
1,5 su bardağı toz şeker
1,5 su bardağı un
1 paket şekerli vanilin
1 paket hamur kabartma tozu
50 gr. eritilmiş tereyağı
Bir çimdik tuz

Yumurtaların aklarını ve sarılarını dikkatlice iki kaba ayırın. Akları tuzla beraber köpük köpük olana dek çırpın. İçine azar azar toz şekeri ilave ederek çırpmaya devam edin. Tüm şeker eklendikten sonra karışım pürüzsüz ve koyu bir hale gelinceye kadar çırpmaya devam edin. Şekerler eriyince (ben karışımı iki parmağım arasında ovalıyorum elime pütür gelmezse çırpmayı bitiriyorum) içine yumurta sarılarını ekleyin ve karışıma çırparak yedirin. Unla beraber kabartma tozu ve vanilyayı eleyerek karışıma katın ve mikserin en düşük devrinde karışıma dikkatlice yedirin. Son olarak yağı ekleyip çırptıktan sonra yağlanmış kalıbınıza döküp önceden ısıtılmış 175 derecedeki fırınınızda pişirin. (Fırının kapağını ilk 20 dakika açmayın)

Krema için (Tarif Leman Cılızoğlu'ndan)
3 yumurta
1 çay bardağı un
1 su bardağından 1 parmak eksik toz şeker
2 su bardağı süt
Yarım limon kabuğu rendesi
1 paket şekerli vanilin ya da yarımçay kaşığı silme saf vanilya

Süt, vanilya ve limon kabuğu rendesi hariç tüm malzemeyi bir tencereye koyun, sütü azar azar ilave edip topak olmamasına gayret ederek karıştırın. Ateşe koyup koyulaşana dek karıştırarak pişirin. Kaynayınca 1 dakika fokurdamasına izin verin. Altını kapatıp vanilya ve limon kabuğu rendesini ekleyip karıştırın. Kremanızı ara ara karıştırarak üzerinin kaymak tutmasına izin vermeden soğutun. İyice ılınınca üzerini kapatıp dolaba kaldırabilirsiniz. Pastada kullanmadan önce mikserle tekrar çıprmayı unutmayın.

Pandispanyamızın bombe yapan kısmını tırtıklı bir bıçakla keserek düzlüyoruz. Artan parçaları krema için bariyer yapmakta kullanacağız. Kekimizi 3 kata ayırıyoruz. Üst kısımdan kalan kekleri elimizle ufalayıp bir kaseye dolduruyoruz, içine 2-3 çorba kaşığı hazırladığımız kremadan koyup hamur yapar gibi yoğuruyoruz. Hazırladığımız hamuru eşit iki parçaya ayırıyoruz, bir parçasını kullanarak uzunca yuvarlıyoruz. Pandispanyamızın ilk katının dışına çember şeklinde çerçeve yapıyoruz. bu sayede kremamız pastamızdan taşmayacak. Bu yöntemi blog dostlarımdan Zümrüt'te görmüştüm, kendisine de çok teşekkür ediyorum bu harika fikir için.



Yaptığımız çerçevenin içini, hazırladığımız kremanın üçte biri ile doldurup içine arzu ettiğimiz meyve veya dolgu malzemelerinden birini koyuyoruz. Ben pastamın ilk katında çilek, ikinci katında muz parçaları kullandım. Daha sonra kalan hamurdan ikinci çerçeveyi yapıp ikinci kata da sıralıyoruz. Tekrar krema ve meyve ile doldurduğumuz pastamızın üzerini kapatıp etrafını kalan krema ile iyice sıvıyoruz.



Pastamızı en az 3-4 saat dolapta beklettikten sonra hazırladığımız şeker hamuru ile kaplıyoruz.



Uygun büyüklükte açtıımız hamurumuzu, düzgünce pastamıza giydirip fazlalıkları bir rulo kesme aracıyla alıyoruz.



Kestiğimiz parçadan uzunca bir kurdele kesiyoruz ve pastanın alt kısmına çok az su sürerek yapıştırıyoruz. Ben süslemesinde "cımbız" denilen bir aleti kullandım. İlk defa kullandığım için de pek düzgün olmadı malesef. Yine pastanın üst kısmını da bu alet ile çepeçevre olmak üzere şekillendirmeye çalıştım.



Pastamın süslemesi için pek fazla alternatif düşünemedim renklerim kısıtlı olunca; sadece iki renkten güller ve şekiller hazırladım. Gülleri az bir hamurun üzerine batırdım, kalan şekilleri ise dağınık bir şekilde pastama yerleştirdim. Güllerin arasına birkaç aksesuar yerleştirerek daha ferah bir görüntü yakalamaya çalıştım.




Hemen yeni arkadaşlarımın pastamı nasıl bulduklarını anlatmak istiyorum; öncelikle hepsi şok oldu, daha önce böyle bir pasta görmediklerini dile getirdiler ve beni tebrik ettiler. Bir bilseler ki Türk hanımları daha neler yapıyor, bu pasta onlarınkinin yanında çirkin kalıyor; hayretleri iki katına çıkardı eminim. Kimisi pastanın resmini çekti, kimisi bu işi profesyonelce mi yapıyorum diye sordu, kimisi ders vermemi istedi. Bu işi profesyonelce yapmadığımı ama bir çok arkadaşım ve sevdiklerim için bolca bu tarz pastalar yaptığımı ifade ettim. İsteyen olursa yapabileceğimi de ekledim ;)

Menüdeki bir başka şaşırtıcı tadımız "kısır"dı, herkes en az 2 sefer daha aldı ve bin tane de soruya maruz kaldım. "İçinde ne var", "bu kuskus mu", "domates tadı var ama domates yok" gibi. Aslında ben kısırın içine marul koymam ama elimde dereotu olmadığı için(burada yok) yeşillik gözüme az geldi. Bir de bulgurun bir buğday türevi olduğunu ama kuskusun makarna türevi olduğunu ve ikisinin farklı olduğunu anlatamadım, zira buradaki ve yabancı ülkelerdeki kuskus aynı bulgura benziyor. Araya bunun geleneksel bir Türk yiyeceği olduğunu da sıkıştırdım, Yunanlılar'ın da bizim pek çok lezzetimizin üzerine yattığından da dem vurmayı unutmadım. Sonuç olarak çok beğendiler ve ben de çok sevindim.



Diğer bir salata da makarna salatasıydı, içinde mısır, havuç, bezelye ve bolca turşu vardı. Makarna salatası da severek tüketildi.



Yine misafirlerimin ayıla bayıla yedikleri bir başka tat da Cafe Fernando'nun çikolatalı brownie'siydi. Bu tarif benim favorim ve en can kurtarılması gereken zamanlarda koz olarak kullanıyorum. Bu seferki brownie'yi iki kat malzeme ve yarım kilo çikolata ile hazırladım. Üzerini çekilmiş antep fıstığı ile süsledim. Sonuç olarak evlerine kocalarına ve diğer çocuklarına da götürdüler.



Menüdeki tuzlu çeşit ihtiyacı için son anda Saliha'da gördüğüm "tereyağlı poğaçaları" denemeye karar verdim. Poğaçaları bir gece önceden hazırlayıp şekillendirdim, tepsiye dizip yumurta sarılarını susamlarını serptim. Ertesi gün pişirdim ve sonuç harikaydı. Bir sonraki güne bir tane bile kalmamıştı.





Menüdeki son çeşitim ise "elmalı pay" dı. Günün en çok konuşulan tatlarındandı elmalı pay. Daha önce yemediklerine inanamıyorum çünkü her zaman çok klasik bir tariftir elmalı turta veya pay. Hamurunun mayalı olup olmadığı ise en büyük merak konusuydu. Yine evlerine giderken birer ikişer alınıp götürüldü. Bu arada herkese herkese bolca plastik kabımı dağıtmak zorunda kaldım inşallah hepsini geri alabilirim ;) Bu tarifi sonraki yazıma saklıyordum ama bir an önce paylaşmak istedim. Tarif yine Leman Cılızoğlu'ndan uyarlama ve kesinlikle garantili bir sonuç.

Malzemeler
3 adet elma-rendelenmiş
1 tatlı kaşığı dolusu tarçın
1 çorba kaşığı toz şeker
3 çorba kaşığı yoğurt
3 su bardağı un
250 gr. tereyağı
Yarım limon suyu
1 paket hamur kabartma tozu
4 tepeleme çorba kaşığı pudra şekeri
Yarım su bardağı iri çekilmiş ceviz

Elmaları bir tavaya koyun, üzerine toz şekeri serpin. Tarçın ve cevizi ekleyip karıştırın. Elmalar suyunu salıp çekene kadar pişirin. En fazla 15-20 dakika sürecek bir işlem bu. Daha sonra iç malzemenizi soğumaya bırakın.

Un, oda ısısında biraz yumuşamış yağ, kabartma tozu, limon suyu, pudra şekeri ve yoğurdu bir kaba koyup ele yapışmayan bir hamur yapın. Hamuru buzdolabında 10-15 dakika dinlendirin. Daha sonra yarım cm. kalınlığında açıp geniş ağızlı bir bardak ya da kalıpla yuvarlaklar kesin, bir kenarlarına soğumuş elmalı içi koyun. Yarım ay şeklinde hamuru bastırarak kapatın. 180 derecedeki önceden ısıtılmış fırında üzerleri pembeleşene dek pişirin. Bir kabın içine bolca pudra şekeri koyun, kabın içinde tek tek her yerlerini pudra şekerine bulayın, servis tabağınıza alın.



Afiyet Olsun!