Perşembe, Mayıs 21
Yaz geldi, ara zamanı...
Önümüzdeki günlerde iki şehirlik Çin turu yapacağız ve Çin'in en güzel doğalı mekanlarından birine gideceğiz. Link veremiyorum, kullanılamıyor çünkü; ama "Guilin" diye google'ın görseller kısmında araştırma yaparsanız nasıl bir yer olduğu hakkında fikriniz olabilir. Türkiye'ye gittiğimde umarım oradan sizlerle paylaşma imkanı bulurum.Oradan dönüşte üç gün sonra kısmetse Türkiye'ye dönüyorum, şimdiden deli gibi heyecan sardı, eşimsiz ilk yolculuk denemem olacak bu benim. Umarım sorunsuz bir şekilde halledebilirim.
Son günlerde neler yaptığımı da paylaşmak istiyorum sizinle. Mesela diyetimin ne durumda olduğunu. Sevgili Mehtap sağolsun, toplamda 3 kilo vererek amacıma ulaştım ama en güzeli sizlerle bir sır paylaşacağım. Ömrüm boyunca düz bir karın hayali kurdum. Denemediğim yöntem kalmadı bunun için. Bundan bir kaç yıl önce internetten bir kitap sipariş etmiştim ama çok az bir denemeden sonra fırlatıp bir kenara atmıştım. 3 haftadır bu kitabı yeniden uygulamaya başladım ve karnımda 9 cm.lik bir incelme oldu, belim ise 8 cm. daha ince. Bu kitap bir mucize, aynen yazarın söylediği gibi bir kaç haftada karnım dümdüz oldu. Bu kitabı size tavsiye etmekten çekinmiyorum, bilinen doğruların aksine, karnım hiç acımadan, günde sadece iki sefer olmak üzere 15 dakikayla başardım bunu. Kitabın adı: "Düz bir karına sahip olmak" yazarı ise "Odile Payri". Google'da araştırın, bulacaksınız. Üstelik fiyatı 10 ytl'den az.
Biliyorum ortaya karışık bir yazı oldu bu, bu aralar yaptıklarımdan da örnek vermek isterim, örneğin Dilekciğim'in su böreğini yaptım ve öyle güzel anlatmıştı ki sayesinde su böreği delisi eşimden tam not aldım. Link veremiyorum demiştim, adresi şu: incisi.blogspot.com.
Sonra bir gün lahmacun denemek istedim, o da harika oldu, bu tarif de Salihacığım'dan, adresi ise şu: binbircesni.blogspot.com/ Her iki arkadaşıma da garantili tarifleri için teşekkürü borç bilirim. Başka arkadaşlarımdan da yaptım bir kaç ana yemek ama aklıma gelmiyor şimdi hangisini kimden aldığım, onlar da harikaydılar.
Bu arada pek çok kez misafir ağırladım, pastalar, turtalar, poğaçalar, kurabiyeler yaptım, diyetle nasıl hallettin diye sormayın malesef bolca da yedim. Ama tüm bu tarifler de blogumda yer alanlardan olduğu için yayınlamadım.
Çin'de ise hayat tam hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda iki sefer hastanelik oldum böcek sokmalarından, bir sefer fil gibi şişmiş ayaklarımdan yürüyemedim. Bir seferinde de sağ kol ve bacağım üç yerden sokularak birer patatese dönüştüler. Neler oldu ne siz sorun ne ben söyleyeyim; sadece bahçeme çıkmaya korkuyorum artık diyeyim siz anlayın. Bunlardan hariç bol bol dışarı çıktım bu aralar, pek çok gözlemimle beraber ilginç tecrübelerim de oldu. Örneğin bir gün evimin önünde düğün fotoğrafları çekildi, tabii ben de makinemi çalıştırdım onlarla beraber. Buraların adetlerinden birisi de bu düğün fotoğrafçılığı. Düğünlerinden günler belki de haftalar evvel bir fotoğrafçıyla anlaşıyorlar ve dış mekanlarda çeşitli kıyafetler giyerek bol bol fotoğraf çektiriyorlar. Ama ben böylesini hiç görmemiştim çünkü kah yere yattılar kah çöp tenekesinin önünde poz verdiler.Onları da sizlerle paylaşmak istedim ama resim yükleme fonksiyonu da yok, ilgilenirseniz bu linklerde resimleri bulabilirsiniz:
http://img199.imageshack.us/img199/8480/35721061.jpg
http://img199.imageshack.us/img199/2233/31187049.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/7393/57529119.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/8341/40378522.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/3936/62900501.jpg
http://img200.imageshack.us/img200/1682/92172058.jpg
Yazacak, anlatacak şeyim çok ama hem zamanım yok, hem de bloga erişimim kısıtlı. Biliyorum çorba ettim bu post'u, resimsiz de zevksiz oldu ama hem veda edeyim hem de son günlerden bahsedip deşarj olayım istedim. Hepinizi çok özleyeceğim, hoşçakalın...
Salı, Mayıs 5
Noodle'ların Kralı: Chao Mian-Kızarmış Noodle
Bu seferki lezzetleri tanıtmadan önce bu sıralar okuduğum Ejder Şahlanıyor adlı kitaptan çok etkilendiğim bir kısmı aktarmak istiyorum sizlere. Çin'i gerçekten en iyi tanıtan kitabın (Kastım Türkçe'ye çevrilmiş olanlardan) bu olduğunu güvenle söyleyebilirim. Bugüne kadar okuduğum Çin'le ilgili hiç bir kitap bana burasının gerçekte ne olduğunu anlatamamıştı.
Kitapta Çin'in tarihçesinden başlayarak, neden bir ekonomi devi haline geldiği, kültürel devrim, tek çocuk politikası hakkında edinebileceğiniz engin bilgilerle beraber, satır aralarından çıkararak; yemek kültürünün neden şimdiki durumunda olduğunu da öğrenebilirsiniz.
Çin'de günümüzde kullanılan "ni hao" yani merhaba kelimelerinin asıl anlamını anlatmıştı Çince öğretmenim. "Sen iyi misin-merhaba" demek diye bildiğimiz bu sözler, aslında "bugün bir şey yedin mi" anlamına geliyormuş. Burada ellerinden geldiğince sebzelerin-meyvelerin her kısımlarının, hayvanların her bir uzuvlarının yenmesi, ziyan etmeden doyabilme kaygısından ileri geliyor. Buna sonuna kadar saygı duyuyorum, elbette kendi seçimlerim ise kendi alışkanlıklarıma dayanarak sürmeye devam ediyor ;)
Buraya başka bir konuda not düşmek istiyorum hemen, Çin'de sebze deyince aklınıza gelebilecek sebzelerden hariç, inanılmaz çeşitlilikte otlar var. (Tijen, kulakların çınlasın.) Her markete
Lafı inanılmaz uzattım, umarım buraya kadar okumuş olanlarınız da vardır içinizde
Malzemeler (2-3 Kişilik)
2-3 kalıp Çin makarnası
3 çorba kaşığı sıvı yağ
400 gr yaprak yaprak ayırılmış bai cai (yeşilliksiz de olur ama yeşillik ile denemek isterseniz uzun marul yaprakları da kullanabilirsiniz)
2 diş sarımsak
3 ince dilim taze zencefil
3-4 çorba kaşığı et suyu-içine bir tatlı kaşığı toz şeker konacak
1 çorba kaşığı soya sosu
Varsa 1 tatlı kaşığı susam yağı
Yapılışı:
Noodle'ları kaynayan suyun içine salalım, 3-4 dakika kadar bekletelim. Yarı-diri haldeyken suyunu süzelim. Yeşillikleri yıkayıp sularını süzmeye bırakalım. Sarımsakların kabuklarını ayıklayıp tek bir havan tokmağı darbesiyle ezelim.(Bir bıçağı sarımsağın üzerine yan tutup üzerine elinizle vurarak da ezebilirsiniz) Zencefilleri kıyalım. Bir büyük wok'u ya da en büyük ve derin tavamızı harlı ateşe oturtalım. İçine 3 çorba kaşığı yağı koyup iyice kızmasını bekleyelim. Sarımsakları ve zencefilleri ekleyip kısa bir süre karıştıralım. Yeşillikleri ekleyip hepsini beraber sık sık karıştıralım. (Çin'de bu işlemi tavadakileri sürekli havaya fırlatarak yapıyorlar) Sebzeler diriliklerini biraz kaybeder kaybetmez içine süzdüğümüz makarnaları, soya sosunu, ve et suyunu ekleyelim. Sürekli karıştırarak 2 dakika pişirelim. Kapağını kapatıp 1 dakika daha et suyunu çekmesi için bekleyelim. Ateşten alıp susam yağını ekleyip karıştıralım ve sıcak servis yapalım.
Afiyet Olsun!
Perşembe, Şubat 26
Levrek Buğulama, Çin Mutfağına Dair İzlenimler...
Çin mutfağından hangi çeşit yemeği seçerseniz seçin, illa ki birer lokmalık parçalar halinde geliyorlar. Çin kültüründe yemeği "parçalamak" ayıp. Yani bıçak kullanarak parçalara ayırmak yemeğe saygısızlık olarak nitelendiriliyor. Bunu söyleyen bizzat eşimin Çinli asistanı, yani onun yalancısıyım.
Çin'de bir restoranda sebze yemeği sipariş ederseniz sakın "bu pişmemiş" deyip geri yollamaya kalkmayın. Çünkü sebzeler illa ki biraz fazla diri geliyor. Ama yemesi öyle zevkli oluyor ki anlatamam. Kıtır kıtır ağza gelen bir patates dilimi beni burada hiç rahatsız etmiyor, olanca yağlılığıyla beraber, en azından sebzenin sağlıklı ve vitamini ölmemiş kısmı da midenize inmiş oluyor. Bazı sebzeleri ilk defa burada gördüm. Bazı önceden tanıdığım sebzeleri ise pişirilme şekilleri itibariyle ilk burada gördüm. Kimi sebzeler,







Son olarak Çin mutfak ve yemek kültürüne dair bir kaç kelam daha edip tarifime geçmek istiyorum. Çin'de yemek yemek çok önemli ama dahası paylaşmak çok önemli. Burada yemek sipariş ettiğiniz zaman tüm yemekler ortaya gelir ve herkes sırayla istediği tabaktan


4 çorba kaşığı zeytinyağı
5-6 diş sarımsak
1 küçük kuru soğan, ince doğranmış
3 avuç kadar mantar, yarım cm. eninde dilimlenmiş
Yarım limon suyu
2 rende domates
Yarım kaşık domates salçası
1 defne yaprağı
1 çorba kaşığı un
Karabiber
Yarım çay kaşığı kekik
Tuz
1 adet çarliston biber
Yeterince su
Salı, Ocak 6
Başlık Yok, Boşluk Var...
Bu yazımı da boş boş yollamayayım dedim kendi kendime, o nedenle babamı kaybetmeden üç gün önce yaptığım, eşimin doğum günü pastasını ekliyorum. Belki daha sonra ayrıntılı yapılışını da paylaşırım.
Yokluğumda beni boş bırakmayan, gerek yorum gerek mailleriyle desteğini ve özlemini sunan dostlarım, çok sağolun.
Görüşmek dileğiyle,
Esra
Pazar, Mayıs 18
Çin/Lushan Bölüm 2 - Kaplıca ve yemek macerası...
Otelin uygulamasına göre, havuzları kullanmak için ayrı bir binaya gidilip oradaki soyunma odalarına gidilmeli. Orada size havlu vs. veriyorlar, siz de mayonuzu giyiyorsunuz. Giderken hazırlıklı olduğum için sadece eşyalarımı, verilen dolaba koydum o kadar. Çinli dostlarımızın meraklı bakışları altındaki kaynar su sefamızı geç saatlerde(23:00), havuzun kapanmasıyla birlikte tamamladıktan sonra bu giyinme odalarına geri döndük. Döndük de, ben bir türlü ne yapacağımı bilemedim. Neden mi? Mayolar ıslak, üst değişmek lazım. Fakat duş alınan kısım hariç hiç bir soyunma kabininde kapı yok? Bir sağa gidiyorum bir sola gidiyorum, duşların hepsi de dolu mu? İçerisi de epey kalabalık. Peki dedim kendi kendime, bu kadıncağızlar nasıl giyiniyorlar? Dememle yanımdakinin mayosunu atıvermesi bir oldu. Bir de arkamı döndüm ki, herkes olanca rahatlığıyla giyiniyor. Hemen bakışlarımı aşağı eğip, pılımı pırtımı ıslak üzerime geçirip çıkıverdim oradan. Yok yok, ben alışamam. Benim mahretiyetim olmalı.
Bu konuda pek çok gözlemim oldu, yani Çinli kadınların rahatlığı ile ilgili. Ama bu kadar rahatlığa rağmen en ufak taciz vs. yok bu ülkede. Herkes birbirini sadece insan olarak görüyor, kadın-erkek olarak değil. Bu konudaki gözlem ve yorumum çok uzun, belki başka bir zaman paylaşırım.
Ziyaret edebildiğimiz bazı yerlerden fotoğraflar var aşağıda. Bunlardan "ölümsüzün mağarası" olan inanılmaz güzel ve gizemli bir yer. Yolun kenarından aşağı doğru yüzlerce basamak indikten sonra gizli kalmış bir güzellik çıkıyor insanın karşısına.
Geçmişte nasıl olup da uçurumun bir kenarındaki bir mağarada inzivaya çekilmişler, ve sonradan orayı tapınak haline getirmişler inanılır gibi değil. Bu resimde üç kişi görüyorsunuz, ellerindeki tütsüleri yakıp bir alttaki tütsülüğe yerleştirecekler sonradan.
Bunu her türlü dilek ve istekleri için yapıyorlar. Bir önceki yazımda biz de tütsü dikmiştik hatırlarsanız; eğer bu denli kocamanını alıp da yaksaymışız, ömür boyu bir daha yakmamıza gerek olmayacakmış. Şimdi her gidişimde tek tek al, dik. Olacak şey değil :)
Bu resimler de mağaranın yanındaki tapınaktan. İnsanlar diz çöküp dua ediyorlardı putlarına.
Şimdi asıl meseleye geliyorum. Bugüne kadar ingilizce menüsü olmayan neredeyse hiç bir Çin lokantasında yemek yememiştik. Taa ki gezimizin sonuna doğru zil zurna acıkana kadar. Orada bulunan herhangi bir yerde yemek yemekten başka şansımız yoktu. Şoförümüze orada yemek yenilebilecek en iyi yere bizi götürmesini söyledik. Fakat kapıdan girerken bile ne kadar yanlış yaptığımız belli olmuştu.
Gittiğimiz restoran iki kattan oluşan, masaların kimileri buruşuk bir naylon kaplı, kimileri pis bezlerle silindiği belli, bolca buğulu camlı, mutfağının girişi hayli kirli bir mekandı. Ama başka seçme şansımız da yoktu, çünkü en iyisi orasıydıysa diğerleri nasıldı kimbilir. Neyse, önce üst katı denedik. Baktık çoluk çombak kalabalık, bir de üstüne üstlük sigara dumanına boğulmuş. Mecbur daha az temiz görünen alt kata geçtik, pis bir masaya, hemen kalkacakmış gibi ucundan ilişiverdik. Bir kadın önümüze birer bardak koyup, bir çaydanlık da su bıraktı. Ardından menüyü getirdi. İşin kötü yanı, menü tamamen Çin'ce yazı karakterlerinden oluşuyordu, işin kötüsü bu yazıları çevirmek lazımdı, daha da kötüsü şoförümüz tek kelime ingilizce bilmiyordu. Bu durumda iş başıma düştü.
Öncelikle şoförümüze bir sebze seçmesini söyledim, bir pilav ve içinde domuz eti bulunmayan herhangi birşeyler de. Kendi dilimin elverdiğince de neleri yiyebileceğimizi anlattım. Yalnız işin kayınvalidem için kötü yanı, lokantada çatal olmamasıydı. Biz çubukla yemeyi ustalık haline getirdik bunca zamandır ama kendisi malesef bu işte çok yeni olduğundan, elinden geldiğince kaşıkla yemekle zorundaydı.
Daha sonra masaya şu aşağıda gördüğünüz has be has Çin yemekleri geldi birer birer. Bunlardan biri koca bir çanak dolusu yağsız-tuzsuz pirinç pilavı(ki ekmek niyetine yeniyor), biri hiç bilmediğim bazı otlarla pişirilmiş yağlı bir yumurta, biri sadece una bulanıp kızartılmış balık kemiğiyle servis edilmiş sebzeli bir yemek, biri tavuklu-sebzeli bir yemek ama tavuk anatomisinin öylesi parçaları var mıydı ben hatırlamıyorum; biri de sadece yarı kavrulmuş bilinen bilinmeyen sebzelerden oluşmuş bir yemekti. Eşimin yemeklerle arasında sorun yoktur, kendisi tıka basa doydu ama zavallı kayınvalidem ve benim için aynını söyleyemeyeceğim. İki gün mide ağrısı çektim desem anlarsınız. Kayınvalideme gelince, zaten neredeyse hiç yemediği için ona bir şey olmadı.
Gezimizi orada kesmek zorunda kaldık, çünkü devamına sadece teleferiklerle gidilebiliyordu. Bir kez daha aynı korkuları yaşayamayacağım için, ve halihazırda midem zaten bulanıyor olduğu için şansımızı zorlamamaya karar verdik. Ve geri dönmek üzere yola çıktık. Her ne olursa olsun, ben hayatımda bu kadar yeşilin tonunu bir arada görmedim. Onun için her şeye değerdi...
Not: Teleferikleri fark edebildiniz mi? ;)
Pazartesi, Mayıs 12
Çin/Lushan - Sisli Dağlar...
Yazmadan edemeyeceğim, bu aralar bloga devam etme hevesim çok aza inmiş durumda. Her defasında daha da öğretici, daha da işe yarar bir tarif ya da yöntem bulma çabasında galiba biraz kendime baskı uyguladım, bu da beni mutfaktan uzaklaştırdı. Bir de son zamanlarda yaptığım bir kaç deneme beni hayal kırıklığına uğratınca iyice elimi eteğimi çekmek istedim. Bu aralar pek paylaşımda bulunamazsam ne olur bana kırılmayın, en kısa zamanda kendimi toparlayacağım, söz ;)
Daha önce buradan sizlere küçük bir geziye çıkacağımı ve hayal ettiğim gerçek Çin'i tanıma turlarıma başlayacağımı duyurmuştum. Bunlardan ilkini geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdik. Yaşadığımız yere 3,5 saat uzaklıkta, Lushan denilen bir bölgeye gittik. Yol boyu, gözümüzün alabildiği kadar yeşile doyduk. Pek çok göl, 1-2 gölün üzerinde de çan şapkalı balıkçılar vardı, aynı hayal ettiğim gibi. En güzeli ise adım başı rastladığımız basamak basamak yapılarıyla pirinç tarlalarıydı. Kendimi çocukluğumda izlediğim belgesellerde, filmlerde buluverdim birdenbire. Bu güzelim tabloları çekmeye çalıştım ama malesef sadece çizgi olarak çıktılar. Makinemin ayarlarını çabucak öğrenmem lazım :)
Lushan kenti kaplıcalarıyla ünlü bir kent. Zaten şehre girerken adım başı gördüğümüz (etekli) mayocular da bu sulaklığın habercileri gibiydi. (Mayo durumundan bahsedeceğim ayrıntılarıyla daha sonra) Dağların eteklerinde yanyana kurulmuş kaplıca otelleri şimdilik pek keşfedilmemiş olsa da, yakın zamanda turist akınına uğrayacak gibi görünüyor.
Kısa moladan sonra tekrar hareket halindeki teleferiğe atladık ve dağın tepesine doğru devam ettik. Bir süre sonra zirveye vardık ve ilk noktamız olan bir tapınma yerine geldik.
Daha sonra sislerin içinden yukarı doğru daracık basamaklardan tırmandık ve ikinci bir tapınağa rastladık. Biz her ne kadar girmeye istekli olmasak da görevli biri tarafından bunu yapmanın bir gelenek olduğu konusuda uyarıldık, böylece ikinci tütsü yakma eylemini de gerçekleştirmiş olduk. Tabii bu sayede de Çin hacısı olduk :)
Tüm bunları çok rahat yapmışız gibi anlatsam da inanılmaz tehlikeli uçurumların yanından geçtik, bol kaygan kayalardan basamaklar kullandık ve sinsi sisin yağdırdığı buz gibi yağmurun altında yol aldık. Yolculuğumuzun son durağı şelalenin başı oldu. Bu fotoğrafı çektirirkenki hissettiğim, ne içimde kopan korku fırtınalarından bahsedeceğim ne de yükseklik fobimden :)
Tekrar yarım saati aşkın bir bol dualı iniş sonrası, yeri öptükten sonra otelimize geri döndük. Bu noktada biraz yemekler ve yaşantıya değineyim istiyorum. Gittiğimiz otel yabancı menşeili olduğu için az da olsa Batı tarzı yemekler bulmamız mümkün oldu. Ama yine de bol domuz eti çeşidi kullandıkları için daha makarna vs. yönelik yemekler yedik. Çin'de kullanılan pek çok baharat ve sebzeye henüz alışamadım. Bir de "suşi"ye. Hala çiğ balık ve tuzsuz lapa pirinçli yosun sarmasında ne buluyorlar anlamıyorum. Bilen varsa anlatsın da bir dahakine anlamayı deneyeyim lütfen ;) Ama görüntülerine gelince böyle bir albeniyi başka hiç bir yemekte görmedim. Adeta birer minik tablo gibilerdi. Tüm bunlara rağmen denemelerimden de biliyorsunuz ki tatlılarına diyecek tek sözüm yok. Kaldığım süre boyunca kendimi tatlı ile doyurdum diyebilirim. Fakat tatlılarla da arama sınır koymadım diyeyem, özellikle "salatalık mousse" gördükten sonra :) Bir de hala ne olduğunu anlamadığım, koyu kahverengi minik jöle küpleri vardı. Kelime-i şehadet getirip tattığımda da yine ne olduklarını anlayamadım. Umarım içimde büyüyüp yaratığa dönüşmezler.
Tabii Çin'de her yerde olduğu gibi burada da çok hoş sunum ve süslemelere rastladım. Onların da fotoğraflarını paylaşmadan edemeyeceğim. Fotoların üzerine tıklayıp büyük hallerine bakabilirseniz belki sizlere de süsleme fikirleri verebilirler. Özellikle sağ üst köşedeki makaron süslemeli tatlıya dikkat lütfen. Eğilip incelediğimde muhteşem fırfırlanmış etekli makaronlar buldum karşımda :)
Yazım gittikçe uzuyor, farkındayım, galiba iki ayrı bölüme ayırmadan bu geziyi tamamlamayı başaramayacağım. Aslında yaşadıklarımı en başından beri bir gezi-biyografi gibi anlatacağım yeni bir blog açmayı da düşünmüyor değilim. Fakat tüm çıplaklığıyla yaşadıklarımı yazarsam bir Çinli veya Çin dostunu kırar mıyım bilemiyorum. Çünkü buradaki sıkıntımı ya da yaşadığım zorlukları, komikliğe veya eğlenceye dökerek deşarj oluyorum. Bakalım, buna önümüzdeki günlerde karar vereceğim.
Yazımın devamında kaplıca maceramdan ve ertesi gün gittiğimiz doğa harikası ulusal bir parktan ve yolculuk boyu çektiklerimizden bahsedeceğim. Şimdilik hoşçakalın ;)