Hamurişi-Börekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamurişi-Börekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Nisan 11

Yufkadan Çıtır Börek

Size vereceğim bu börek tarifi şimdiye kadar yediğiniz tüm böreklerden daha çıtır olacak, garanti ediyorum. Şubat ayında anneme gittiğimde yemiştim, çıtırlığına bayılmıştım. Bu böreği pistikten iki gün sonra bile çıtır çıtır kaldıran sırrı paylaşmadan edemeyeceğim. Tarifi kendisi nereden bulmuş bilemiyorum, sormayı unuttum ama iyi ki de bulmuş çünkü benim yaptığım bu tür börekler hep kayış gibi oluyordu. Türkiye ziyaretimden dönerken yufka almayı unutmayıp, döndüğümün hemen ertesi günü tüm yufkalarımı hazırlayıp dondurucuma kaldırdım. Şimdi ara ara üç beş adet çıkarıp, çözülmesini beklemeden pişirip afiyetle yiyoruz. Aynı şekilde siz de yapıp acil durumlarda şipşak hazırlayıp konuklarınıza ikram edebilirsiniz.

Bu börekler kızımın dış buğdayından, yiyenler bayıldılar, tabii sadece birer iltifat değildiyse söyledikleri :)

Malzemeler:
6 adet yufka (vakum paket olanları önermiyorum, mümkünse yufkacıdan alın)
Sıvıyağ
Un
Sirke
Tuz

İstediğiniz içi kullanabilirsiniz, ben patatesli iç hazırlamıştım.

Patatesli Harç:
4-5 adet haşlanmış patates
1 orta boy soğan-rendelenmiş
1 çay kaşığı kırmızı toz biber
1 çay kaşığı kuru nane
1,5 çay kaşığı kadar tuz

Soğanları 2 çorba kaşığı sıvıyağda kavuralım, içine patatesleri atıp ezelim. Baharatları karıştırıp soğumaya alalım.

Yufkayı ıslatmak için 1 su bardağı kadar sıvıyağı bir kaseye alalım, içine 4 çorba kaşığı kadar un koyup iyice karıştıralım. Topak olmaması için çırpma teli kullanmanızı tavsiye ederim. Un ve sıvıyağ karışımı boza kıvamında olmalı. (Boza kıvamı elde edene dek un ekleyebilirsiniz azar azar) Sıvıyağlı karışıma 1 çorba kaşığı sirke ekleyelim. (Ben üzüm sirkesi ekledim)

1 adet yufkayı tezgaha serelim, sıvıyağlı karışımla yufkayı ıslatalım. Cılk yağ olmaması gerekiyor, bir çorba kaşığı yardımıyla, 1-2 çorba kaşığı karışımı yufkanın üzerine gezdirip kasığın tersi ile yaymanız yeterli. Üzerine bir kat daha yufka serip tekrar yağlayalım. Yufkamızı önce ikiye, sonra dörde sonra her bir parçayı üçe bölelim. Yani toplamda 12 parça olacak. Her bir üçgen yufkamızın alt kısmına 1 çorba kaşığı kadar iç harcımızdan koyup çok sıkı olmayacak şekilde sigara böreği sarar gibi saralım. Tüm yufkalarımızı aynı şekilde hazırlayalım. Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında kızarana dek pişirelim. (Üzerine yumurta sarısı sürebilirsiniz ama ben sürmeden pişiriyorum, bu şekilde daha güzel olduğunu düşünüyorum çünkü.)

Afiyet Olsun!

Cumartesi, Ocak 7

Tahinli Çıtır Üçgenler (Tahinli rulo)


Blog dünyasına uzak kalalı, ortaya çok başarılı tarifler çıkmış. Bu tahinli lezzeti, kızımın yazın yaptığımız mevlüdüne getirmişti yakın bir akrabamız. Tahini sevmiyor olmama rağmen deli olmuştum ilk yediğimde ve müthiş bir buluş gibi gelmişti. Sonra internette arayıp bulduğumda çoktan pek çok kişinin deneyip bloğuna koyduğunu gördüm. Türkiye tatili bitip evimize dönerken baklavalik yufka ve tahinimi çoktan bavuluma gizlemiştim bile. (Çin'e girişte x-ray'de farkedilirse el koyuyorlar) İlk fırsatta denedikten sonra müptelası oldum. 10 dakikada hazırlayıp bir 10 dakika da pişmesini bekliyor; sonra da misafirlerinizin bayıla bayıla yemesini keyifle izliyorsunuz.

Tarif her yerde rulo şeklinde yapılmış ama bizim İnci Hala'miz bunu muska şeklinde yapmış. Çok da iyi etmiş çünkü içindeki cevizler dökülüp saçılıp ziyan olmuyor. Her yerde var ama bu şekilde yok diye ben de bloğuma demirbaş olarak ekleyeyim. Acil misafiriniz olursa diye yapıp dondurucunuzda gönül rahatlığı ile saklayıp, çözdürmeden pişirebilirsiniz.

Malzemeler:
Baklavalik yufka (iki yaprak yufkadan 5 adet çıkıyor, ona göre hesaplayabilirsiniz)
Tahin
Ceviz kırığı
Toz şeker
Üzerine serpmek için pudra şekeri

İki yaprak yufkayı tezgahımıza üst üste koyalım.( bazı marka yufkalar kalın oluyor onlar 2 yaprak olabilir. Bazıları daha ince oluyor o zaman 3 yaprak da olur) Üzerine elimizle ya da fırça yardımı ile tahin sürelim. Tahin her yerine bulaşmalı yufkanın. Elimizle yufkanın her yerine toz şeker serpelim. En son da yine elimizle yufkanın her yerine gelişigüzel ceviz kırığı serpelim. Yufkamızı 5 uzun şerit halinde keselim. Resimdeki gibi bir uçtan üçgen yaparak katlamaya başlayalım. Üçgen yapa yapa muskamızı kapatalım. Tepsiye dizdiğimiz muskaları üzerine bir şey sürmeden fırına koyalım. Üzerleri pembeleşene dek pişirelim. (Gerekirse fırının başında 5-10 dakika bekleyin, çok çok kısa bir sürede pişiyorlar, yakmamaya dikkat)


Afiyet Olsun!

Cuma, Nisan 10

Hayalet Bezeler... Blog Ödülleri...


Bloguma ara verip de döndükten sonra en çok hiç almamış olduğum ödülleri kıskanmıştım. Kıskanmak belki acımasız bir kelime gibi gelir size ama, unutulmuş olduğumu düşünmüş, unutulmayanlara da aşırı gıpta etmiştim. Hatta blog blog dolaşmış, acaba görmediğim bir tanesini yakalar mıyım diye adımı aramıştım hep. Şimdi son iki posttur ben de ödüller alıyorum sevgili blog dostlarımdan ve çocuklar gibi şenim. Belki sizlere çok basit birşeymiş gibi gelebilir ama benim için birilerinin zihninde yer alıyor olmak, hayati kaynaklarımdan birisi. Sizlerden aldığım yorumları, mailleri, sorulan soruları sindire sindire okuyor ve cevaplıyorum. Sanal görünse de bana göre sanal olmayan bu iletişimi çok seviyorum.

Bu ödülleşme zincirinde beni de hatırlayıp zahmet vererek haber verdikleri için,
Sevgili Mutfaktaki Zaman'a, Sergül'e, Esra'ya, Seray'a, Efsun'a, Hadiye Hanım'a ve Filiz Hanım'a çok ama çok teşekkür ediyorum. Biraz oyunbozanlık yapıp isim ayırmadan, ben de ödüllerimi harika blog dostlarımın hepsine göndermek istiyorum.

Bu arada geçen yıl hiç farkına varmadığım, bu sene ise sevgili İpek Aral Kişioğlu'nun değerli yorumu sayesinde haberdar olduğum bir etkinliğe katıldım: Blog ödülleri 2009. Umarım bolca dostluğun kazanıldığı bir yarışma olur. Şimdiden heyecan sardı, kazanıp kazanmamaktan çok oylama sırasındaki heyecan şimdiden karnımı ağrıtıyor :)

Bu bezelerin konuyla alakası yok, konuyu bağlamaya çalışmayacağım. Bu fikir oğlumun doğum günü için aklıma geldiğinden beri denediğim 3 tepsi beze ve 1 kase mereng hamuru daha pişmeden çöpe gittiler. İnternetten bulduğum farklı tariflerden birini denediğimde şeker erimeyince bezeler çok pütürlü oldu, birinde hamur katılaşmadı, birinde pişerken çok yayıldı. Ayrıca birinde hayaletlerin gözleri yerlerinden fırlayıp zombi gibi görünerek ödümü patlattılar. En sonunda azmettim, çocukluğumda annem nasıl yaptıysa, onu denemeye karar verdim, zafer benim oldu. Keşke baştan maceraya girmeseymişim.

Malzemeler:
3 yumurta akı
1 su bardağı toz şeker

Gözler için damla çikolata
Sıkma poşeti
90 dereceye ısıtılmış fırın.

Yapılışı:
Yumurta aklarını dikkatlice sarılardan ayıralım, toplu iğne ucu kadar bile karışmamalı. Akları kar haline gelene kadar 7-8 dakika çırpalım. Yumurta akları katılaşıp bembeyaz olunca, bir yandan çırpmaya devam ederken, bir yandan da içine toz şekeri her seferinde 2 çorba kaşığı kadar olacak şekilde ekleyelim. Azar azar eklediğimiz toz şeker eriyinceye çırpıp biraz daha toz şeker ekleyelim. Tüm toz şeker bitene kadar çırpmaya devam edelim. Toz şeker eriyip, hamur çırpmakta zorlanırcasına katılaşınca çırpmayı durdurup, hamuru bir sıkma poşetine dolduralım. Ucunu ya 1 cm çap olacak şekilde keselim ya da en iri yuvarlak ucu takalım.



Yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye önce küçük bir daire sıkalım, sonra bir kat daha daire çizmeye devam edelim ve ortaya gelip yukarı doğru az daha sıkıp sıkmayı bırakalım. Sıkma poşetini yukarı doğru hafifçe çekelim ki sivri kısımlar oluşsun. Tüm bezeleri yaptıktan sonra damla çikolatalar ile gözleri yapalım. Damla çikolataları içe doğru bastıralım ki pişerken düşmesinler.



Önceden ısıttığımız 90 derecedeki fırında yaklaşık bir saat kadar beyaz kalacak şekilde pişirelim. Pişerken kontrol edelim, kızarmasınlar.

Afiyet Olsun!


Pazar, Nisan 5

Zeytinyağlı Enginar Kalbi, Hamur Kızartması...


İnat etti, yaz gelmiyor bir türlü derken bugün başladık sinyalleri almaya. Yanlış okumadınız, burada bahar yok. Kıştan direkt yaza geçiliyor. Geçen yıl bu sıralardaki postları okursanız anlarsınız ne demek istediğimi. Hava raporlarına göre bugünden itibaren jet hızıyla yükselecekmiş dereceler. Malesef o güzelim püfür püfür bahar esintileri, rüzgarın taşıdığı tomurcuk kokuları burada yok. Varsa da o inanılmaz sıcak ve nemli hava bastırıyor olsa gerek; ben hissedemiyorum.

Türkiye'deyken bahar aylarının keyfi bir başka olurdu. Özellikle pazar tezgahlarına ufak ufak gelmeye başlayan yaz sebze ve meyvelerini görmeye ve satın almaya bayılırdım. Burada hiç pazara gitmedim, aslında kuruluyor da. Herhangi bir alışveriş merkezindeyken bile karşımıza geçip patlamış mısır yiyerek şovumuzu(!) izleyen Çinliler'in, pazara gittiğimde ne yapacaklarını kestiremiyorum. :) O nedenle cesaretim yok. Sadece karşı caddede bir ara sokakta, kendi yetiştirdikleri sebzeleri satan yaşlı Çinliler'le ufak bir ahbaplık kurdum. Onlardan sık sık mis kokulu çilekler, taptaze ıspanak ve marullar alıyorum. Hatta aldığım çileklerden neredeyse bir yıllık reçelimi bile yaptım. Tüm bunların yanında bir de alıştığım sebzeleri bulsam harika olurdu. Mesela burada enginar bulamıyorum, gerçi yardımcımın dediğine göre bu sıralar çıkması lazımmış ama geçen yıl o kadar aramama rağmen bulamamıştım. Bir de kereviz yok burada, sadece sapları var, kerevizin kökünü hayvanlara yedirdiklerine dair söylentiler duymuştum :) Bundan başka yer elması yok, acısı olmayan ince kabuk dolmalık biber yok, acısız olanlar da kafam kadar büyüklükte. Bir akşam yemeğine bir tek dolma pişirip üçe bölüyorum :) Bunlar haricinde çarliston biber yok bir de aklımda kalan.

Meyve derseniz işte burası bir cennet. Her türlü tropik meyveyi bedava gibi fiyatlara alabilirsi niz. Yalnız çok garip bir damak tadım olmalı ki, bunlardan ne mangoyu ne de avokadoyu sevebildim. Bildiğim tropik meyveler haricinde daha adını bile bilmediğim onlarcası var. Pek çoğunun tadına baktım ama favorim olacak kadar birini bulamadım. Bu yüzden burada en çok tükettiğimiz meyve ananas. Türkiye'deyken pahalılığından dolayı sadece ağzımın suyunu akıtmakla yetindiğim ananas şimdi neredeyse her gün soframızda. Burada ananası ilk gördüğümde ayıklama şekilleri çok hoşuma gitmişti. Türkiye'de Migros'ta gördüğüm ayıklama şekliyle oldukça ziyankarlık yapılıyor, verdiğiniz paranın ancak yarı karşılığını alabiliyordunuz. Neden mi? Türkiye'de ananası bir makineye oturtup, bir kolu çekiyorlardı ve ananasın ortasındaki 2-3 cm.lik yuvarlak kısım ve dış kabuğunun altındaki en ez 2 cm.lik kısım kayıpla sonuçlanıyordu. Geriye küçücük ananas simitleri kalıyordu. Burada ise bu kadar ucuzluğa rağmen, asla israf yapılmıyor. Önce dış kabuğunu alıyorlar sonra da düğme gibi kısımları kabak oyacağı gibi bir aletle çıkarıyorlar. Böylece ortaya hiç israf edilmemiş yandaki gibi şık şekilli ananaslar çıkıyor.

Yine de insan bulduğu değil illa bulamadığı şeylere takıyor kafasını. Hala çıkıp çıkmayacağı meçhul enginarı beklerken, Metro markette konserve enginar kalplerini buldum bir gün tesadüfen. Gerçekten nefis tatları var. İnternette konserve enginar kalbinin nasıl pişirileceğine dair özel bir tarif bulamadığımdan tecrübelerime dayanarak bu tarifi ortaya çıkardım. Bahar ayları yaklaşırken elinizdeki şansı değerlendirip sofralarınıza bu karaciğer dostu sebzeyi konuk etmeyi ihmal etmeyin derim.

Malzemeler:
Konserve ya da taze enginar kalbi-12 adet kullandım
Yarım su bardağı bezelye
1 iri havuç-yarım ay şeklinde dilimlenmiş
1 büyük kuru soğan-jülyen doğranmış
2 tatlı kaşığı toz şeker
1/2 limon suyu
Yeteri kadar su
Tuz
1/4 su bardağı zeytinyağı
Süslemek için dereotu

Yayvan bir tencerede zeytinyağımızı kızdıralım. Soğanları hafif pembeleşene dek kavuralım, içine havuç ve bezelyeleri ekleyelim. Sebzeleri bir parmak geçecek kadar suyu da ilave edip tenceremizin kapağını kapayalım. Kısık ateşte havuç ve bezelyeler pişene dek pişirelim. Havuçlar yumuşayınca enginar kalplerini, limon suyunu, tuz ve şekeri ekleyelim. Suyunu kontrol edelim., gerekirse ekleyelim. Kısık ateşte kapağı kapalı olarak yarım saat pişmeye bırakalım. İyice soğuttuktan sonra arzuya bağlı olarak dereotları ile süsleyip servis edelim.


Bu yazıya eklemek istediğim bir diğer tarif ise hamur kızartması. Bugüne dek pek çok hamur kızartması yaptım ama bunun gibi lezzetli ve bir gram dahi yağ çekmemiş olanını pişirmemiştim. Dün sabahki kahvaltımızı ziyafete dönüştüren bu tarif için Hanife'ye çok teşekkürlerimi sunuyorum. Tarife buradan ulaşabilirsiniz. Hamurları kalıpla kesme fikri hiç aklıma gelmemişti, sunumları o kadar güzel oldu ki, ekmek yemeyen oğlum "kalpli ekmek" diye diye dört taneyi bitiriverdi. Bu fikir için de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Cuma, Mart 6

Meksika Fasulyeli Patates Salatası, Resimsiz Paket Pizzalar...


Geçtiğimiz hafta çarşamba günü, yine "bir Alman, bir Türk, bir Fransız..." diye başlayan fıkraları aratmayacak çeşitlilikte ülkelerden oluşan dostlarım bendelerdi. Hatırlarsanız geçen yıl bu zamanlar bir grubu misafir edip, Türk sofrasından lezzetler ikram etmiştim. Bu yıl yine temel olarak aynı grup olmak üzere, yeni gelenlerle beraber, Türk damak tadından da örnekler vererek bir davet verdim. Burada hemen hemen herkes en az ayda bir, ya doğumgünleri bahanesiyle ya da sadece birlikte olmak istedikleri için, davetler veriyorlar. Bunlar genelde akşamüstü kahvesi oluyor ve davetlere neredeyse hiç tuzlu tatlar eşlik etmiyor. Bu nedenle biraz da bencillik yapıp bu sefer kendi davetimde tuzlu tatlara ağırlık verdim.


Menüyü saymadan önce biraz konuyu yine Çin mutfağına döndürmek istiyorum, Çin mutfağı meraklılarına haberim var, sevgili eşim dün Şangay'dan dönerken bana harika bir kitap almış, içinde Çin mutfağının en temel yemeklerinin yapılışları var. Çok şükür bu sefer deli dana gibi dön sözlüğe, dön bilgisayara diyerek çeviri yapmayacağım; çünkü kitabım ingilizce. Uzakdoğu mutfağı meraklıları için birinci elden, hasbe has yapılışlarıyla arada Çin mutfağından lezzetler ikram edeceğim sizlere blogumdan. Bugün kitaptaki temel malzemeleri listeleyip marketten aldım bile. Tarifleri elimden geldiğince Türkiye'de bulabileceğiniz malzemelere göre yapacağım. Merak etmeyin, sadece önceden tattıklarımdan ve lezzetinden şüphe duymadıklarımdan başlayacağım.

Geçtiğimiz haftaki menüm ise şöyleydi:

Kabak Mücveri
Paket Pizzalar
Elmalı-Cevizli Turta
Tiramisu
Ağlayan Kek
Patates Salatası

Misafirlerimin hepsi en çok tiramisumdan hoşnut kaldılar, hayatlarında ilk defa yedikleri mücveri çok beğendiler. En çok da yanında ikram ettiğim yoğurdu kendimin yapıyor olmama şaşırdılar. Neredeyse milföyü de benim açtığımı zannediyorlardı ama sırrımı verdim ve aldığım marketi söyledim :)

Paket pizzaların, ağlayan kekin ve mücverlerin resimleri çekmeyi unuttuğum için yok ama pizzaların yaparkenki fotoğrafları var, mutlaka denemenizi tavsiye ederim, hem çok lezzetli hem de inanılmaz kolay hazırlanıyorlar. Kısaca bu tariften de bahsetmek istiyorum. Belki deneyip bizler için resimlemek isteyen olur.

Malzemeler:
Yeteri kadar milföy hamuru(10-12 adet)
10 adet uzun sosis-Ben tavuk sosis kullandım çünkü burada dana sosis yok
2 domates
2-3 çarliston biber
4 diş sarımsak
1 çorba kaşığı domates salçası
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı kuru fesleğen, kekik, karabiber, tuz
Üzerlerine sürmek için 1 yumurta sarısı

Sarımsakları dilimleyelim ve kızdırılmış sıvıyağda pembeleştirelim. Pembeleşmiş sarımsakları tavanın içinden alıp salçayı ekleyelim. (Sarımsaklar yeterli aromayı yağa bırakmış oluyor)Yarım çay bardağı kadar su ile biraz ezip, pişirip ocaktan alalım. Tavla zarından biraz büyük doğranmış sosis, biber, kabuğu soyulup çekirdeği çıkarılmış küp domatesleri bir kapta karıştıralım. İçine hazırladığımız salçalı suyu ve baharatları ekleyip iyice karıştıralım. Oda ısısında yumuşamış milföylerin içlerine en az 1 dolu çorba kaşığı kadar iç malzemesi koyalım ve yanları üstüste kapatıp, her iki ucu sıkıca birbirine yapıştıralım.Paketleri ters çevirelim. Keskin bir bıçakla çizik atıp, yumurta sarısı sürelim. 200 dereceye ısıtılmış fırında üzerleri kızarana dek pişirelim.


Meksika Fasulyeli Patates Salatası

Malzemeler:
5-6 iri patates
1 su bardağı meksika fasulyesi konservesi (kırmızı fasulye)
8-10 adet bebek mısır (haşlanmış tane mısır da olur)
1 orta boy kırmızı soğan
3 çorba kaşığı kadar kıyılmış maydonoz
1 çorba kaşığı kadar kıyılmış taze nane
2 tatlı kaşığı sumak
1 çay kaşığı pul biber
1 çay kaşığı kekik
Yarım çay bardağı zeytinyağı
1 limon suyu
Yeterince tuz

Patateslerimizi haşlayalım, soğuyunca kabuğunu soyup küp küp doğrayalım. İçine dilimlenmiş bebek mısırı ve suyu süzülüp sudan geçirilmiş fasulyeleri ekleyelim. Piyazlık doğranmış soğanı, 1 tatlı kaşığı tuzla ovup, bir süzgecin içinde yıkayalım ve suyunu sıkarak salataya ekleyelim. Geri kalan tüm malzeme ile harmanlayalım.

Afiyet Olsun!

Pazartesi, Mart 2

Her Daim Özlenen Lezzet: Simit


Aceleden öldüm doğrusu. Normalde iki post arasını epey açmaya alışmıştım ama cumartesiden beri zor sabredip, şimdi Pc başına dar attım kendimi. "Bu tarifi yayınlamam gerek", "benim gibi simit hasretliği çekenlere yetiştirmem gerek" diyerek başladım yazımı yazmaya, üstelik daha fotoğrafları bile hazırlamadan. Özellikle gurbette olanlar daha çok anlayacaklardır beni; simit özlemi buralarda bir başka oluyor. Türkiye'deyken, acil bir misafirim gelecek olsa, ya da uzun soluklu bir alışveriş sonrası eve dönünce ne pişireceğim derdi olduğu zaman imdadıma yetişirdi kendileri. Hemen tomurcuk çayı ilaveli mis gibi bir çay demler, yanına evde ne çeşit peynir zeytin varsa çıkarır, fırında da azıcık ısıtıp çıtır çıtır yer, doyururduk kendimizi.

Geçen yıl buraya ilk yerleştiğimde de simit sevdasına düşmüştüm ama malesef kendi beceriksizliğimden olsa gerek Ev Cini'nin simidini taş gibi birşey yapmıştım. Bir tarifi denemeden önce mutlaka yorumları da okurum, deneyen var mı, varsa sorun yaşamış mı ya da ne yapmış da tam tutturmuş diye. Pek çok kişi memnun kaldığı için de bu tarifi yapmaya karar vermiştim. Ev Cini oranların düzgün uygulanması gerektiğine dikkat çekmişti ama sanırım göz kararı yapma merakım sayesinde bir şeyleri yanlış yapmıştım, sonra da hevesim kaçıp işin ucunu bırakmıştım.

Geçtiğimiz hafta yine aklıma simit düşünce nette sıkı bir araştırmaya girişip, aklıma yatan bir tarife ulaştım. Bir hafta buzdolabımın üzerindeki tarifin çıktısına bakıp önce birbirimize alışmamız için fırsat verdim, sonra da en karanlık en can sıkıcı bir öğleden sonrayı seçip giriştim uygulamaya. Maksadım, beceremezsem yine havaya suya bahane atmaktı, olursa da karanlık günüm şenlenecekti; bir taşla iki kuş vuracaktım.

Hala aklıma geldikçe gülümsememe engel olamıyorum, çok mutluyum, sonunda gerçek sokak simidinin "tıpkısının aynısı"na ulaştım. Tarif için Efsun'a çok teşekkür ediyorum, sayesinde özlemim dindi, eşimin de bolca tebriğini aldım.

Hemen tarifi buraya da ekliyorum.

Malzemeler:
1 su bardağı ılık süt(240 ml)
1/2 su bardağı ılık su(120 ml)
1 yemek kaşığı toz seker
1 yemek kaşığı kaşığı instant maya
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 yumurta
1,5 tatlı kaşığı tuz
4 yada 4,5 su bardağı un (1000 ml kadar)
2 yemek kasığı pekmez ile 1 cay bardagi suyu karıştırın-simidi batırmak için
1,5 su bardağı kadar susam

4 su bardağı kadar unu bir kaba koyalım, içine diğer tüm malzemeyi koyup iyice yoğuralım. Hamurumuz ele yapışmayacak kıvamda olmalı. Gerekirse azar azar un ilave ederek hamurunuzu toparlayabilirsiniz. Hazırladığımız hamuru 1 saat kadar üstü bir bezle örtülü olarak ılık bir yerde kabarmaya bırakalım. Bu sırada susamlarımızı hazırlayalım.

Araştırmalarıma göre simitlik susamlar farklı oluyor, yani önceden kavrulmuş olarak satılıyor. Bizlerin kullandığı beyaz susam ise fırında kızarmıyor. Bu nedenle simitlerin üzerindeki o hafif gevrek koku eksik kalıyor. Önceki denememde de içime sinmeyen susam konusunu bu sefer çözdüm. Hamurumuz kabarırken, bir teflon tavaya susamlarımızı dökelim ve hafif açık ateşte sürekli karıştırarak susamlarımızı kavuralım. Susamların büyük çoğunluğu renk değiştirir değiştirmez ateşten alalım.

Kabarmış hamurumuzu tekrar yoğuralım, eşit 5 ya da 6 parçaya ayıralım. Her bir parçayı upuzun bir silindir yapalım, ortasından ikiye katlayıp resimdeki gibi bükelim. İki ucu birbirine yapıştıralım. Benim hamurum lastik gibi eski şeklini aldığı için, diğer simitleri hazırlarken öncekileri birer borcam kase etrafında şekil almaya bıraktım.

Tüm simitler hazır olduğunda simitleri önce çabuk hareketlerle pekmezli suya önlü arkalı batıralım, sonra da yine önlü arkalı olmak üzere susama bulayıp tepsimize dizelim. Önceden ısıttığımız 180 derecedeki fırında, iyice kızarana dek 30-35 dakika kadar pişirelim.








Afiyet Olsun!

Cumartesi, Ocak 24

Peynirli Poğaça, Paskalya Çöreği...


Biliyorum, döner dönmez benden böylesi alelade görünen tarifler beklemezdiniz. Ama herkesin mutlaka her defasında deneyip hep aynı mükemmel sonucu aldığı tarifler vardır, bunlar da onlardan ikisi. O nedenle güvenle paylaşmak istedim sizlerle. Bu iki tarifi geçen yıldan beri o kadar sık yaptım ki artık tarifleri ezberden yapıyorum. Yerli yabancı yiyen bir daha istiyor.

Bu arada annemi, kardeşimi ve kızkardeşimin eşini geçen pazar yolcu ettim buradan. Çok yoğun ve yorucu iki haftaydı bizim için. Annem ve ben korkunç hasta olduk ama başka vaktimiz olmadığı için ikimiz de birbirimize iyi olduğumuz yalanını söyleyip, kendimizi bu zemheri soğuğunda dışarıya attık. Annemi burada ilk götürdüğüm yer, hep "Çin'in Eminönü'sü" diye adlandırdığım "Han Zheng Jie" oldu. Burada birbirine bağlı sayısı bilinmez cadde, sokak, ara sokak ve dehliz diyebileceğim garip mekanlarda boy gösteren yığınla dükkan var. Mesela bir sokak tamamıyla kumaş satıcılarına ait, bir cadde komple kadın veya erkek giyim satıyor, onlarca sokakta yanyana ayakkabıcılar var ve tabii ki sayısı bilinmez ıvır zıvır dükkanları da cabası. Tabii inci dükkanlarını, takı-toka toptancılarını, çantacıları, halıcıları vs. unutmamak lazım. İşte bu karmakarışıklık tam anneme göreydi ve hislerimde yanılmadığımın göstergesi olarak annem her fırsatta oraya gitmek istedi. 2 hafta boyunca antibiyotikler eşliğinde üç sefer yaptık Çin'in Eminönü'süne. Girip çıkmadığım dükkan kalmadığı gibi, sayesinde yepyeni yerler de keşfettim. Her ne kadar çenem sürekli Çin'ce konuşmaya çabalamaktan ağrıdıysa da gerçekten değdi. Burada neler yaşıyorum, neler hissediyorum az da olsa anladılar. Yolculuklarının bana en sıkıntı veren kısmı ise sokaklardaki bilumum yemek vs. kokularından dert yanmalarıydı. Burada yaşamaya alıştığım için artık beni pek etkilemiyor ama O'nlar çığlık atmamak için kendilerini zor tuttular. Tabii yerel halkın bakışları, hayat tarzları, giyim kuşamları, yiyip içtikleri de ayrıca O'nlar için çok ilginçti. Özellikle sokakta pijamayla gezenler bizimkileri epey güldürdü.

Ne yapalım, her gülün bir dikeni olacak elbette. Onun haricinde çok memnun kaldılar (umarım, bana söyledikleri öyle çünkü), özellikle de yolculuklarının son 3 gününde Pekin'e geçip, Çin Seddi'ni ve yasak şehiri gezip, nefis Pekin ördeği yiyerek gerçek Çin'i görmekten çok hoşnut oldular. Ben ise her dakika onları arayıp taciz ederek, gezilerine dahil olmaya çalıştım kendi çapımda.

Yazmaya daldım, hemen tarifleri veriyorum. Bu poğaçaları ben her yapışımda bulutlara benzetiyorum. Son derece yumuşaklar, sanki puf puf kabartılmış pamuklara benziyorlar. Bugünlerde yeni bir poğaça denemek istiyorsanız bunlara bir şans vermenizi öneririm.

Malzemeler:
2 tüm yumurta+1 yumurtanın sarısı(üste sürmeye)
2 tatlı kaşığı tuz
2 tatlı kaşığı mahlep
1 çorba kaşığı toz şeker
3-4 su bardağı un
1 paket instant maya
Yarım su bardağından 1 parmak fazla sıcağa yakın su (ılıktan biraz fazla sıcak olmalı)
2 tepeleme çorba kaşığı yoğurt
180 gr. oda ısısında yumuşamış tereyağı (ya da margarin)
İçi için istediğiniz tipte peynir (Ben ezine kullandım)

Unun 2,5 bardağını bir kaba koyalım. İçine mahlep, tuz, şeker ve mayayı ekleyelim. Sıcak su ve yoğurdu ekleyelim. Hamuru biraz karıştırıp 2 yumurtayi ve yumuşamış yağı ekleyelim. Hamuru yoğuralım, cıvık bir hal almalı. Daha sonra kalan unu azar azar ekleyerek, kıvamını arttıralım. Elimize biraz yapışan ama sert olmayan yumuşak bir hamur hazırlayalım. Un miktarı az gelirse az az ekleyebilirsiniz. Kalorifer yanı gibi bir yerde 40 dakika kadar mayalanmaya bırakalım. Mayalanmış hamurumuzu tekrar yoğuralım, elimizle limondan biraz küçük parçalar alıp yuvarlayalım ve iki avucumuz arasında yassıltalım. İç malzememizi koyup yarım ay şeklinde ağzını birbirine sıkıca bastırarak kapayalım. Yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye poğaçalarımızı aralıklı olarak dizelim. Üzerlerine yumurta sarısı sürelim. (Arzu ederseniz susam, haşhaş tohumu ya da çörek otu serpebilirsiniz.) Tepsimizi 15 dakika dışarda bekletip ısıtılmamış fırınımıza koyalım. Fırınımızı açıp 190 dereceye ayarlayalım. Üzerleri kızarana dek pişirelim. (Poğaçaları fırından alınca pişmediğini zannedebilirsiniz çünkü inanılmaz yumuşak oluyorlar. Ben her seferinde bir adet poğaçayı fırından çıkarmadan önce böler, içinin pişip pişmediğini kontrol ederim. Ama altı ve üstü kızarmışsa pişmişlerdir.)
Paskalya Çöreği
Bu tarif Oktay Usta'nın yemek kitabından. İnternette de pek çok denendiğini gördüm. Gerçekten pastaneden alınanlardan hiç bir farkı yok. Benim gibi nutella hastası iseniz bir de nutella ile yemenizi tavsiye ederim. Bu tarifi görüp de hiç denemediyseniz, hiç çekinmeyin gerçekten sonuç bir harika.

Malzemeler (Yarım ölçü, 2 orta boy paskalya çıkıyor)
Yarım su bardağı sıvı yağ
Yarım su bardağı sıcağa yakın süt
Yarım çay bardağı ılık su
2 yumurta, birinin sarısı ayırılacak
2 tepeleme tatlı kaşığı instant maya ya da yarım paket yaş maya
Yarım su bardağından 1 parmak fazla toz şeker
Bir tutam tuz
2 tatlı kaşığı mahlep
10 dolu çorba kaşığı un (Hamur çok yumuşaksa bir kaç kaşık daha azar azar ilave edilecek)

Yaş maya kullanılacaksa ılık su ile eritelim. (Instant maya kullanılacaksa doğrudan una katalım.) Un, şeker, tuz, mahlep, iki yumurta ve mayayı karıştıralım. Kuru maya kullanılacaksa suyu ekleyelim, sütü ilave edip hamurumuzu yoğuralım. Hamur fazla yumuşaksa her seferinde sadece bir çorba kaşığı ekleyerek hamurumuzu kulak memesi kıvamında ve ele yapışmayacak şekilde hazırlayalım. Ilık bir yerde iki misli kabarana dek yaklaşık 30 dakika bekleyelim. Kabaran hamurumuzu tekrar yoğuralım ve iki eşit parçaya bölelim. Her bir parçayı tekrar üçe bölüp elimizle her birini uzatarak yuvarlayalım. Her üç parçadan saç örgüsü örelim ve bitiş kısmını birbirine yapışacak şekilde bastırıp örgümüzün altına doğru hafifçe kaybedelim. 2 ayrı çöreğimizi yağlı kağıt serilmiş tepsimize koyup yarım saat mayalanmaya bırakalım. Üzerine yumurta sarısı sürelim, file ya da kırık fındık, file badem ile süsleyelim. Önceden ısıtılmamış fırınımıza koyalım ve fırınımızı 180 dereceye ayarlayalım. Üzerleri iyice kızarana dek pişirelim. Fırınımızdan alıp soğumaya bırakalım.
Afiyet Olsun!

Pazartesi, Nisan 21

Sandviç Ekmeği...



Biliyorum çok erken daha ama ben geri sayımı başlattım. Yani Türkiye'ye tatil için döneceğimiz günü. Önce haftaya kayınvalidem gelecek ve 1 ayını bizimle geçirecek. Buraya geldiğimden beri evdeki yarı hapis hayatım da bol dışarı çıkma eylemiyle son bulacak. Her ne kadar yardımcım iyi bir insan olsa da, oğluma aile büyükleri kadar iyi bakacağından emin olamadım hiç bir zaman. O döndükten sonra da geriye sadece 1 ay kadar bir süre kalacak. O da sevdiklerim için alışveriş, kendi hazırlıklarım derken çabucak geçecek. Şimdiden tatlı telaşlı günlerin heyecanına kapıldım bile. Bir de bu sabah pussuz net bir şekilde doğan güneşi de gördüm ya, değmeyin keyfime.

Buraya geldiğimizden beri pek doğru dürüst gezemedik. Eşim için pek sorun yok, kendisi buraya taşınmadan önce senelerce gelip gittiği için Çin Seddi'ne kadar görmüştü. Benimse sadece kısaca Pekin'i tanıma şansım oldu, sedde gidemediğimi zaten biliyorsunuz. Ama ben hep o Çin'le ilgili filmlerde gördüğüm sislerin arasındaki dağları, göllerin üzerindeki o kıvrım kıvrım şekilli kayıklardaki çan şapkalı adamları görmeyi hayal etmiştim. Halbuki burası tamamen gelişmiş bir şehir görünümünde. İnsan nedense izlediği filmlerden çok etkileniyor :) Ama yine de bir kaç hafta sonra bu hayalim gerçekleşecek sanırım. O nefis dağ, nehir ve göl manzaralarıyla, gerçek Çin'i keşif turlarına başlıyoruz. Şimdiden ikisini planladık bile. Bu yolculuklara biraz da macera yaşama hevesiyle arabayla gitmeye karar verdik. Ben de yolculuğumuza eşlik edecek yiyeceklerin denemelerine başladım. Bunlardan biri sandviç ekmeği. Tarif yine Çin pastacılığının fakat Çinliler ekmeklerinde çok fazla şeker kullanıyorlar. Benim hoşuma gitmediği için tarifteki neredeyse 1 su bardağı toz şekeri oldukça azalttım. Ortaya gerçekten aynı market ya da pastanelerde satılan sandviç-tost ekmeklerinden çıktı. Yaptığım gün dondurucuya attığım ekmekleri şimdi arada çıkarıp tost yapmakta kullanıyorum. Ama ilk günkü tazelikleriyle kendimize nefis sandviçler hazırlayıp ziyafet çekmeyi de unutmadık.

Malzemeler (12 adet için)

1.grup:
350 gr. un (3,5 su bardağı-1 su bardağından 1 parmak az un 100 gr. ediyor)
1 yumurta
2 çay kaşığı kuru maya(kaşığın bir daldırışta aldığı kadar)
140 gr. ılık su (3/4 su bardağı)

2.grup
150 gr. un (1,5 su bardağı)
2 çay kaşığı kuru maya
3 çorba kaşığı toz şeker
2 tatlı kaşığı tuz
16 gr/1 çorba kaşığı dolusu süttozu (yoksa 1 çorba kaşığı kadar un koyarak açığı kapatabilirsiniz)
50 gr. yumuşak tereyağı
90 gr ılık su (yarım su bardağı)

Grup 1'deki un ve mayayı kurudan karıştıralım. İçine ılık suyu ve yumurtayı ekleyelim. Hamur yapıp ılık bir yerde 1-1,5 saat mayalandıralım.

Grup 2'deki ılık suya, aynı gruptaki maya ve toz şekeri ekleyip erimesini sağlayalım. Grup 1'deki mayalanmış hamura dökelim.



Unu, varsa süttozunu ekleyelim ve tüm malzemeyi tekrar iyice yoğuralım. En son tereyağını ve tuzu ekleyip hamurumuza yoğurarak yedirelim. Üzerini temiz bezle kapatıp 20 dakika mayalanmaya bırakalım.



Fırın tepsimizi çok az yağlayalım, mayalanmış hamurumuzdan mandalina kadar parçalar koparalım. (70'er gr. lık) Yuvarlayıp tepsimize aralıklı dizelim. 10 dakika bekletelim. Daha sonra her bir parçayı biraz yoğurup bir merdane yardımı ile birazcık büyütelim. Hamurları yaklaşık 10-12 cm eninde olacak şekilde dikdörtgenimsi açalım. Üst ucundan olmak üzere kıvırmaya başlayalım. Her kıvırışta, rulo kısmı azıcık parmaklarımızla hamura doğru bastıralım ki açılmasın. Hazırladığımız ruloları tepsimize aralıklı dizelim. Fırınımızı en düşük derecesine ayarlayalım (50 derece) Kapağını açıp, açık duran kapağın üzerine tepsimizi koyalım. Tepsiye sığmayan ekmekleri başka bir tepsiye dizelim, onlar tezgah üstü vs. gibi bir yerde dursun. İlk ekmeklerimiz pişene kadar onların da mayası gelmiş olacak. Fırın kapağındaki hamurlar yaklaşık 2 misli olana dek bekleyelim.(30-45 dakika arası) Fırın kapağımızdan tepsimizi alıp fırınımızı 185 dereceye ayarlayalım. Fırın ısınana dek, ekmeklerimizin üzerinin her tarafını yumurta sarısına bulayalım. Isınmış fırınımızda 15 dakika pişirelim. (Üzeri kızarmış olacak, benimkiler tam 15 dakikada piştiler.)






Afiyet Olsun!

Pazartesi, Mart 31

Davet Menüsü, Marshmellow'dan Şeker Hamuru, Elmalı Pay



Biliyorum bu hafta pek uzun bir ara verdim. Eşimin şehir dışına gitmesi gerekiyordu ve "yeter artık yalnız kaldığımız" nidalarıyla ben ve oğlum da peşine takıldık. Daha önce bahsettiğim gibi biz Çin'in yeni gelişen bir şehrinde yaşıyoruz. Gittiğimiz şehir ise Çin'in başkenti Pekin'di. Orada elime rehber kitapçığını alıp, gidilebilecek yerleri seçip (tabii 2 yaşındaki yaramaz bir çocukla) elimden geldiğince kimi zaman yürüyerek kimi zaman taksiye atlayıp gezmeye çalıştım, alışveriş yaptım. Ünlü yasak şehire gittim, ilk alandan geri döndüm o ayrı. Sağolsun oğlum uçan tekmeleri ve kanında varolan küçük Osmanlı'lığın naralarıyla beni spot ışıklarının altındaymışım gibi hissettirince, oradan uçarcasına kaçtım ama azimliyim, bir gün Çin Seddi'yle beraber özgürce de gezebilmeyi umuyorum.

Geçen haftadan beri davet menümü bekliyorsunuz biliyorum, biraz da özür anlamında bu postta bolca resim ve tarif olsun dedim. Aslında bu pek beğeni toplayan hatta evlere götürülen elmalı payları sonraki post'un başlığı yapayım demiştim ama bu da bana ceza olsun. Elimde başka hiçbir tarif de kalmadı, öğrencilik yıllarımdaki gibi ödevimi hep son güne bırakmış hissim var içimde. Belki sonraki denememi yine Çin tariflerinden biriyle yaparım. Hem "Philadelphia" krem peyniri de bulmuşum, kim tutar artık beni?

Bu pastanın kaplaması için ilk defa Ayşe'nin sitesinde rastlayıp koca bir "yaşasın!" çektiğim marshmellow'lu şeker hamurunu yapıp kullandım. Şimdi diyorum ki keşke buraya gelirken kilo kilo glikoz ve jelatin tozu stoklamasaymışım. Gerçekten hazır şeker hamurundan farksız ve mis kokulu bir hamur elde ettim. Yalnız ben beyaz renkte marsmellow bulamadığım için hamurum mecburen pembe ve türevleri oldu, o konudaki araştırmalarım sürüyor. Tarif için lütfen tıklayın.

Pastamın pandispanyasını 2 gün önceden yapıp streçle sardım. Dolapta beklettim. Kalıbım 25 cm'likti.

Malzemeler
6 yumurta
1,5 su bardağı toz şeker
1,5 su bardağı un
1 paket şekerli vanilin
1 paket hamur kabartma tozu
50 gr. eritilmiş tereyağı
Bir çimdik tuz

Yumurtaların aklarını ve sarılarını dikkatlice iki kaba ayırın. Akları tuzla beraber köpük köpük olana dek çırpın. İçine azar azar toz şekeri ilave ederek çırpmaya devam edin. Tüm şeker eklendikten sonra karışım pürüzsüz ve koyu bir hale gelinceye kadar çırpmaya devam edin. Şekerler eriyince (ben karışımı iki parmağım arasında ovalıyorum elime pütür gelmezse çırpmayı bitiriyorum) içine yumurta sarılarını ekleyin ve karışıma çırparak yedirin. Unla beraber kabartma tozu ve vanilyayı eleyerek karışıma katın ve mikserin en düşük devrinde karışıma dikkatlice yedirin. Son olarak yağı ekleyip çırptıktan sonra yağlanmış kalıbınıza döküp önceden ısıtılmış 175 derecedeki fırınınızda pişirin. (Fırının kapağını ilk 20 dakika açmayın)

Krema için (Tarif Leman Cılızoğlu'ndan)
3 yumurta
1 çay bardağı un
1 su bardağından 1 parmak eksik toz şeker
2 su bardağı süt
Yarım limon kabuğu rendesi
1 paket şekerli vanilin ya da yarımçay kaşığı silme saf vanilya

Süt, vanilya ve limon kabuğu rendesi hariç tüm malzemeyi bir tencereye koyun, sütü azar azar ilave edip topak olmamasına gayret ederek karıştırın. Ateşe koyup koyulaşana dek karıştırarak pişirin. Kaynayınca 1 dakika fokurdamasına izin verin. Altını kapatıp vanilya ve limon kabuğu rendesini ekleyip karıştırın. Kremanızı ara ara karıştırarak üzerinin kaymak tutmasına izin vermeden soğutun. İyice ılınınca üzerini kapatıp dolaba kaldırabilirsiniz. Pastada kullanmadan önce mikserle tekrar çıprmayı unutmayın.

Pandispanyamızın bombe yapan kısmını tırtıklı bir bıçakla keserek düzlüyoruz. Artan parçaları krema için bariyer yapmakta kullanacağız. Kekimizi 3 kata ayırıyoruz. Üst kısımdan kalan kekleri elimizle ufalayıp bir kaseye dolduruyoruz, içine 2-3 çorba kaşığı hazırladığımız kremadan koyup hamur yapar gibi yoğuruyoruz. Hazırladığımız hamuru eşit iki parçaya ayırıyoruz, bir parçasını kullanarak uzunca yuvarlıyoruz. Pandispanyamızın ilk katının dışına çember şeklinde çerçeve yapıyoruz. bu sayede kremamız pastamızdan taşmayacak. Bu yöntemi blog dostlarımdan Zümrüt'te görmüştüm, kendisine de çok teşekkür ediyorum bu harika fikir için.



Yaptığımız çerçevenin içini, hazırladığımız kremanın üçte biri ile doldurup içine arzu ettiğimiz meyve veya dolgu malzemelerinden birini koyuyoruz. Ben pastamın ilk katında çilek, ikinci katında muz parçaları kullandım. Daha sonra kalan hamurdan ikinci çerçeveyi yapıp ikinci kata da sıralıyoruz. Tekrar krema ve meyve ile doldurduğumuz pastamızın üzerini kapatıp etrafını kalan krema ile iyice sıvıyoruz.



Pastamızı en az 3-4 saat dolapta beklettikten sonra hazırladığımız şeker hamuru ile kaplıyoruz.



Uygun büyüklükte açtıımız hamurumuzu, düzgünce pastamıza giydirip fazlalıkları bir rulo kesme aracıyla alıyoruz.



Kestiğimiz parçadan uzunca bir kurdele kesiyoruz ve pastanın alt kısmına çok az su sürerek yapıştırıyoruz. Ben süslemesinde "cımbız" denilen bir aleti kullandım. İlk defa kullandığım için de pek düzgün olmadı malesef. Yine pastanın üst kısmını da bu alet ile çepeçevre olmak üzere şekillendirmeye çalıştım.



Pastamın süslemesi için pek fazla alternatif düşünemedim renklerim kısıtlı olunca; sadece iki renkten güller ve şekiller hazırladım. Gülleri az bir hamurun üzerine batırdım, kalan şekilleri ise dağınık bir şekilde pastama yerleştirdim. Güllerin arasına birkaç aksesuar yerleştirerek daha ferah bir görüntü yakalamaya çalıştım.




Hemen yeni arkadaşlarımın pastamı nasıl bulduklarını anlatmak istiyorum; öncelikle hepsi şok oldu, daha önce böyle bir pasta görmediklerini dile getirdiler ve beni tebrik ettiler. Bir bilseler ki Türk hanımları daha neler yapıyor, bu pasta onlarınkinin yanında çirkin kalıyor; hayretleri iki katına çıkardı eminim. Kimisi pastanın resmini çekti, kimisi bu işi profesyonelce mi yapıyorum diye sordu, kimisi ders vermemi istedi. Bu işi profesyonelce yapmadığımı ama bir çok arkadaşım ve sevdiklerim için bolca bu tarz pastalar yaptığımı ifade ettim. İsteyen olursa yapabileceğimi de ekledim ;)

Menüdeki bir başka şaşırtıcı tadımız "kısır"dı, herkes en az 2 sefer daha aldı ve bin tane de soruya maruz kaldım. "İçinde ne var", "bu kuskus mu", "domates tadı var ama domates yok" gibi. Aslında ben kısırın içine marul koymam ama elimde dereotu olmadığı için(burada yok) yeşillik gözüme az geldi. Bir de bulgurun bir buğday türevi olduğunu ama kuskusun makarna türevi olduğunu ve ikisinin farklı olduğunu anlatamadım, zira buradaki ve yabancı ülkelerdeki kuskus aynı bulgura benziyor. Araya bunun geleneksel bir Türk yiyeceği olduğunu da sıkıştırdım, Yunanlılar'ın da bizim pek çok lezzetimizin üzerine yattığından da dem vurmayı unutmadım. Sonuç olarak çok beğendiler ve ben de çok sevindim.



Diğer bir salata da makarna salatasıydı, içinde mısır, havuç, bezelye ve bolca turşu vardı. Makarna salatası da severek tüketildi.



Yine misafirlerimin ayıla bayıla yedikleri bir başka tat da Cafe Fernando'nun çikolatalı brownie'siydi. Bu tarif benim favorim ve en can kurtarılması gereken zamanlarda koz olarak kullanıyorum. Bu seferki brownie'yi iki kat malzeme ve yarım kilo çikolata ile hazırladım. Üzerini çekilmiş antep fıstığı ile süsledim. Sonuç olarak evlerine kocalarına ve diğer çocuklarına da götürdüler.



Menüdeki tuzlu çeşit ihtiyacı için son anda Saliha'da gördüğüm "tereyağlı poğaçaları" denemeye karar verdim. Poğaçaları bir gece önceden hazırlayıp şekillendirdim, tepsiye dizip yumurta sarılarını susamlarını serptim. Ertesi gün pişirdim ve sonuç harikaydı. Bir sonraki güne bir tane bile kalmamıştı.





Menüdeki son çeşitim ise "elmalı pay" dı. Günün en çok konuşulan tatlarındandı elmalı pay. Daha önce yemediklerine inanamıyorum çünkü her zaman çok klasik bir tariftir elmalı turta veya pay. Hamurunun mayalı olup olmadığı ise en büyük merak konusuydu. Yine evlerine giderken birer ikişer alınıp götürüldü. Bu arada herkese herkese bolca plastik kabımı dağıtmak zorunda kaldım inşallah hepsini geri alabilirim ;) Bu tarifi sonraki yazıma saklıyordum ama bir an önce paylaşmak istedim. Tarif yine Leman Cılızoğlu'ndan uyarlama ve kesinlikle garantili bir sonuç.

Malzemeler
3 adet elma-rendelenmiş
1 tatlı kaşığı dolusu tarçın
1 çorba kaşığı toz şeker
3 çorba kaşığı yoğurt
3 su bardağı un
250 gr. tereyağı
Yarım limon suyu
1 paket hamur kabartma tozu
4 tepeleme çorba kaşığı pudra şekeri
Yarım su bardağı iri çekilmiş ceviz

Elmaları bir tavaya koyun, üzerine toz şekeri serpin. Tarçın ve cevizi ekleyip karıştırın. Elmalar suyunu salıp çekene kadar pişirin. En fazla 15-20 dakika sürecek bir işlem bu. Daha sonra iç malzemenizi soğumaya bırakın.

Un, oda ısısında biraz yumuşamış yağ, kabartma tozu, limon suyu, pudra şekeri ve yoğurdu bir kaba koyup ele yapışmayan bir hamur yapın. Hamuru buzdolabında 10-15 dakika dinlendirin. Daha sonra yarım cm. kalınlığında açıp geniş ağızlı bir bardak ya da kalıpla yuvarlaklar kesin, bir kenarlarına soğumuş elmalı içi koyun. Yarım ay şeklinde hamuru bastırarak kapatın. 180 derecedeki önceden ısıtılmış fırında üzerleri pembeleşene dek pişirin. Bir kabın içine bolca pudra şekeri koyun, kabın içinde tek tek her yerlerini pudra şekerine bulayın, servis tabağınıza alın.



Afiyet Olsun!